"...Ama, ne zamana kadar böyle sürecek bu hayat, ne zaman gün göreceğiz? Nutuklardaki sözlere göre her şey yakında düzelecek, çok iyi olacakmış. Hadi ben yanılıyorum diyelim, dilerim ki yanılmış olayım. Ama biliyorum ki başkaları da benim gibi düşünüyor, işte bunu da biliyorum ve bunda yanılmıyorum."
Bütün köy uykudaydı. Sokaklar sessiz, pencereler ışıksızdı. Yalnız uzaktan, hafif hafif bir traktör sesi duyuluyordu. Ay yükselmiş, dağların yukarısına çıkmıştı. Bahçelerde elma ağaçları tepeden tırnağa çiçek açmıştı ve dallardan birinde bir bülbül ötüyordu....
Geçmişe uzanan günlerin anılarını bir bir aklına düşürmesine, Tanabay'ın kemdisi de pek şaştı. O güne kadar hiç düşünmemişti bunları. Demek ki düşünmemek unutmak demek değilmiş. Aslında Tanabay unuttuğu için değil, istemediği için düşünmüyordu geçmişini. Düşünmemeye çalışırdı o acı veren geçmişi.
Tanabay yürürken sarı yorga ile ilgili uzak geçmişi, olayları, arkadaşlarını bir bir hatırlıyordu:
" Hepimiz böyleyiz işte." diye düşünüyordu, "Birbirimizden pek farkımız yok. Ancak ağır hastalandığımız ya da öldüğümüz zaman hatırlıyoruz birbirimizi. O yitirdiğimizin ne iyi, ne eşsiz bir insan olduğunu, ne büyük iyilikler yaptığını, ancak o son demde anlıyoruz...."