“Sarı tütünlü Amerikan sigarası içerdin. Odana sinmişti şekerli kokusu. Seni sigara içerken görünce insanın canı çekerdi. Sigara senin elinde bir sanat nesnesine dönüşürdü. Sigara içmeyi mi severdin, yoksa kendini sigara içerken göstermeyi mi? Öyle kusursuz, yoğun, kalın halkalar yapardın ki, üstünde dalıp gidecekleri nesneyi sarıp sarmalamadan önce iki metre ilerlerlerdi. Geceleri, lambanın ışığının önünde izledikleri yörüngeyi anımsarım. Seni son gördüğümde, sigara içmeyi bırakmıştın ama içki içmeyi sürdürüyordun. Göbeğini okşaya okşaya, şişmanladığına seviniyordun, oysa pek fark yoktu. Genel görüntün değişmemişti.
İntiharını açıklamak mı? Kimse kalkışmadı bu işe...”
“Yalnızca yaşayanlar tutarsız görünür. Ölüm, onların yaşamını oluşturan olay dizisin sona erdirir. İşte ondan sonra, boyun eğip o olaylara bir anlam yüklemeye çalışırız. Anlam yüklemeyi reddetmek, bir yaşamın, dolayısıyla yaşamın kendisinin saçma olduğunu kabullenmek demektir. Senin yaşamınsa olmuş bitmiş şeylerin tutarlılığına erişmemişti. O tutarlılığı ölüm kazandırdı ona.”
Kitabımız yazarın arkadaşının intiharını anlatmasıyla başlar. Olaylar anında yanında olmasa bile arkadaşının duygularını, düşüncelerini birer birer kaleme döker. Arkadaşıyla çok samimi olmasa bile onun gidişinin kayıp olmadığını ve ilişkilerini samimi olacak boyuta ulaştırdığını düşünür. Ona göre bu bir başlangıçtır. Çünkü onun arkadaşı başlangıçların adamı değil midir? Kitapta arkadaşının bütün duygularını ve yaptıklarını bir bir bize iletmeyi başaran Édouard Levé arkadaşı veya bizim öyle sanmamızı istediği baş karakterin intiharının konu aldığı kitabın tesliminden 10 gün sonra kendi de intihar eder. O artık arkadaşı gibi, İntihar’dan sonra dünya edebiyatının sonsuza dek genç kalacak, kült yazarlarından biridir.”