Adapazarı’nda 1906’ da dünyaya gelen Sait Faik buradaki yüksek öğrenimini tamamlayarak İktisat öğrenmek üzere İsviçre’ye gider. Lozan’dan önce Fransa’ya geçer.
İstanbul’a dönünce kısa süre Türkçe öğretmenliği yapar ve 1939’da babasını kaybeder. Annesi ile Burgazada’daki evlerinde yaşamaya başlarlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında bir ay kadar Haber gazetesinde adliye muhabirliği yapar (1942).
11 Mayıs 1954’de uzun süren hastalığı siroza yenik düşerek vefat eder. Annesi ölünce evleri “Sait Faik Müzesi” haline getirilir ve vasiyeti gereği kitap teliflerinin gelirleri Darüşşafaka Cemiyeti’ne kalır. 1955 yılında annesinin başlattığı “Sait Faik Hikaye Armağanı” sürmektedir.
Büyük usta Sait Faik’in hayatını bu kadar kısa bir şekilde özetleyebilsek bile zihin dünyasını özetlemek pek mümkün değildir. Ancak yazdığı birçok eserle onu anlamaya çalışmak ve yazmak konusunda verdiği savaşlar, ikilemleri anlamak mümkündür. Sait Faik yazdığı eserlerle eski zaman Türkiye’sine ve yeni kurulan Türkiye’ye ışık tutarak gerçek savaş verilen toplum konularına hikayeleri ile ışık tutar. Bu eserindeki her hikaye ayrı bir toplumsal gerçeğini gösterirken, kişilerin körlüğüne ve kendi küçük dünyasını tüm dünya kabul etmesine değinir. İnsanlar kötü doğmazlar, belki en iyi diye bildiğimiz ve bize her zaman iyiliği dokunan kişi bir hayvana, bir bitkiye acı çektiren, onu kökünden kazıyan olabilir. İşte bu insanlardır ki onlar geleceğimizi mahveden gerçek kötülerdir. Dostlar işte büyük usta bizi bu kişilere karşı uyarır. Çünkü bizden geçmiş olsa bile gelecek nesil bundan mahrum kalacak ve kötü olacaktır. “Benden hikayesi”