Stefan Zweig’ın Sahaf Mendel, Görülmeyen Koleksiyon, Unutulmayacak Bir İnsan isimli üç kısa öyküsünden oluşturulan bir kitap.
Sahaf Mendel öyküsünde kitaplar konusundaki bilgisi arşa çıkmış bir insanın, bir kafenin bir köşesinde sadece kitaplarla ilgilendiği için her şeyden habersiz savaş yılları sonrası sınır dışı edilişi ve yaşadığı zor koşullar sonrası kitaplara heyecanla bakan gözlerindeki ışıltının sönüşünü, zihninin bulanık hale gelişini ve hazin sonunu anlatılıyor.
Görülmeyen Koleksiyon öyküsünde ise savaş döneminde dededen kalma antika dükkanındaki antikaların koleksiyonerler tarafından hızlıca satın alınması sonucu ürünsüz kalan birinin, ürün bulmak amacıyla eski bir koleksiyoncunun kapısını çalması ve onun artık gözleri görmeyen biri haline geldiğini görmesi, savaş döneminin getirdiği hiperenflasyon ortamı nedeniyle eşi ve kızının ondan habersiz yıllarca binbir emekle edindiği koleksiyonlarını satması ve bundan habersiz kendisini ziyarete gelen antikacıya görmeyen gözleriyle tanıttığı sözde koleksiyonunun öyküsünü anlatır.
Unutulmayacak Bir İnsan öyküsünde de insan ilişkilerini paraya tercih eden, herkese yardım eden ve herkes tarafından saygı gören bir adamın kısacık hikâyesi anlatılır.
Zweig’ın bu üç öyküsü insanların başka insanlar hakkındaki düşüncelerini sıcacık, içtenlikle dile getiren cümleler içermesiyle dikkatimi çekti. Sahaf Mendel’in içinde bulunduğu durum dalları kırılmış bir ağacı hatırlattı bana, ayrıca bu sabah okuduğum bir Instagram hikayesindeki uzunca cümleleri de…
Diyordu ki:
“Öfkeyi, acıyı, üzüntüyü başka bir şeye dönüştürebilmek çok kıymetli. Farkındalık olur, eser olur, yeni bir başlangıç olur. Ama bunu yapabilmek için o fırtınanın içinden çıkıp biraz bir dağın tepesinden bakar gibi uzaktan görebilmek gerekiyor onu. Habire girdapta