Atatürk’ün fotoğrafı bir tercih, bir zevk ya da ideolojik süs değildir. Bu ülkenin kamusal alanlarında varlığı, tarihsel bir gerçeğin ve bedeli kanla ödenmiş bir mücadelenin sonucudur. Bugün o eczaneyi açabiliyorsan, o tabelayı asabiliyorsan, kadın olarak orada çalışabiliyorsan, eğitim alıp diploma sahibi olabiliyorsan; bu, tesadüfen değil Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet sayesindedir. Bu yüzden “isterse asar, istemezse asmaz” gibi bir tartışma yoktur. Bu topraklarda Cumhuriyet’in sağladığı imkânlarla ticaret yapan, meslek icra eden herkes, o Cumhuriyet’in kurucusuna saygı göstermek zorundadır. Bu bir dayatma değil, tarihe karşı bir sorumluluktur. Nasıl ki bir ülkenin bayrağı “isteğe bağlı” değilse, bu ülkenin kurucu lideri de keyfe göre yok sayılacak bir figür değildir. Bu ülkede dinini de, mesleğini de, kimliğini de özgürce yaşayabiliyorsan, bu laik Cumhuriyet sayesinde mümkündür. Atatürk’ün fotoğrafına tahammül edemeyen biri, aslında o özgürlüğün kaynağına tahammül edemiyordur. Kaldı ki ironik olan Atatürk’ü duvarda görmekten rahatsız olanlar, onun açtığı yolda yürüyerek kazandıkları haklardan zerre feragat etmezler. Ne miras hukukundan vazgeçerler, ne medeni kanundan, ne kamusal alandan. Ama konu sembole gelince rahatsızlık başlar. Bu, samimiyetsizliktir. Sonuç olarak; evet, o fotoğraf orada olacak. Çünkü o eczane, o şehir, o ülke Atatürk sayesinde var. Beğensen de beğenmesen de, kabul etsen de etmesen de bu tarih değişmez. Bu bir saygı meselesidir, bir vefa meselesidir. Ve bazı gerçekler, kişisel kanaatlere göre tartışmaya açılmaz.