Kadın, din adına, gelenek adına ve Fatıma'ya benzemek adına perdenin arkasına itilerek hayattan soyutlanmıştır. Bu bahanelerin hepsine de kılıf uydurulmuştur. İffet adına, namus adına ve ''Kadın çocuklarının eğitiminden sorumludur.'' bahanelerine sığınılarak yapılmıştır bütün bunlar. Anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Geri kalmış, yeteneksiz, bir tahtası eksik olan; okuma, eğitim, öğretim, tefekkür, kültür, medeniyet ve toplumsal terbiyeden yoksun olan bir kişi; nasıl olur da yarının nesillerini eğitmeye layık olabilir?
"Ah dünya! Seni nasıl anlatayım sana? Hayalinde hesap var, haramında ceza. Allah'ım, dilimle sana yaklaştığım halde kalbimin karşı çıktıkları için beni bağışla."
Ruh mu? Ruhlarımız çoktan öldürülmüştü. Birileri idam sehpasına çıkarken, evlerinde oturan insanlar da ruhlarını yaktılar kitaplarıyla birlikte. Kimi ise tamamen terk etti ülkesini ruhundan kalan kırıntılarla.
Çeteleşme devletin ta içindeyse, şiddeti tek varoluş, kendini ifade ediş biçimi olarak gören gençleri engellemek nasıl mümkün olabilir?
Camus'ün deyişiyle: "Ya devletin işlediği suçlar, bireylerinkini fersah fersah aşmışsa?"