Dilin kökeni toplumsaldır. Kitleler kendi imgelerine uygun bir dil yaratır. Kendi vasatlığını, gerçek manada üstün olan her şeye duyduğu nefreti, her şeyin dış görünüşüne takılı kalan kalın ve toy kafasını kullandığı dile yansıtır.
Zevkleri ve beceriksizlikleri bakımından yüzeysel kalan, dünyevi hazlara düşkün insanlar yine bu sebeple hem meşgul hem de yavan ve anlamsız geçen hayatlarında gerçekten ne hissettiklerini öğrenmek için bir kez olsun kalplerinin derinliklerini yoklamazlar.
Öğretmenin, eğitimin ana öğesi olduğu yadsınamayacak bir gerçek. Ancak uzun zamandır, en azından son yıllarda öğretmenin, eğitim sistemi içinde arka planda bırakıldığına hatta göz ardı edildiğine inanıyorum.
Kaderimizde yazan başarıları gerçekleştirmek istiyorsak kendimizin net bir şekilde farkında olmalıyız. Kendimizi tanımazsak, gelişimimizi mahveden ve bizi temel eğilimlerimizi şiddetlendirmeye iten durumların, telkinlerin ve hatalı inançların oyuncağı oluruz.