Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. Üzülürsün. Pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın.
Pascal’ın ‘Kişi ne kadar akıllıysa çevresinde o kadar çok sayıda özgün insan olduğunu görür, sıradan kişiler insanlar arasındaki farklılıkların ayırdına varmazlar’ deyişi geliyordu aklına.
En derin çalışma, genellikle en karanlık olandır. Cesur bir kadın, akıllanan bir kadın, en zayıf psişik toprakları geliştirecektir, çünkü psişesinin sadece en iyi topraklarını imar ederse, sahip olduklarının en azına sahipmiş gibi görünecektir. Öyleyse en kötüsünü araştırmaktan korkmayın. Bu sadece yeni içgörüler yoluyla ruh gücünün artmasını sağlar ve kişinin hayatıyla benliğini yeniden gözden geçirmesine olanak tanır.
Klasik psikolojinin şekillenmeye başladığı dönemlerde, kadınların merakına tamamen olumsuz bir anlam yüklenirken, aynı özellikteki
erkeklere araştırmacı adı yakıştırılmıştır. Kadınların her işe burunlarını soktuğu söylenirken, erkeklere öğrenme heveslisi denmiştir.
Aslında, kadının merakının sadece sıkıcı bir röntgencilikmiş gibi sıradanlaştırılması, kadının içgörüsünü, içe doğuşlarını, sezgilerini inkar
eder. Tüm duyularını yadsır. Onun en temel güçleri olan ayırt etme ve neden sonuç ilişkilerine dayanarak belirleme (determinizm) yetilerine saldırmaya çalışır.