“belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir.
Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir...”
…Çünkü Tanrı’nın Tanrısı yok. Biz ona inanıyoruz ama o hiçbir şeye inanmıyor. Belki de tek gerçek tanrısız, Tanrı’nın kendisi. Tanrısızlık Tanrı’ya mahsus! Bu yüzden kurallarda asalet ve adalet arama! Çünkü Tanrı, ne asil ne de adil olmak zorunda!…
Böylece geriye, belki de en ilginç olan yöntem kalyordu: Lideri seçimle belirlemek. Demokrasi! En mantiklisi buydu. Sonuçta, toplumla lider ilişkisi , ayn kafeste kapalı kalmış bir insanla bir hayvanın durumundan pek farklı değildi. Diktatörlükte kafesin kapısı birden açılır ve içeri aç bir aslan atılırdı. Ama demokrasi, insanin ne tür bir hayvanla kafese kapatilacagini seçme özgürlügüydü. Eto-bur mu? Otobur mu? Omnivor mu? Tek mi gezer? Sürü halinde mi avlanir? Nesli tükenmekte olan bir tür müdür? Evcilleştirilebilir mi?