Saraylar, saltanatlar çöker,
Kan susar,
Bir gün zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde,
Leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye,
Bir yarına gidenler kalır,
Bir de yarınlar için direnenler.
Fizikle Pek uğraşmamış olan okuyucuların ayrıntılara bulup ağaçlardan ormanı göremez hale gelmesini istemedim. Umarım kitap okuyucuya düşünce dolu birkaç nefis saat gecikebilir. A.E
İzafiyet TeorisiAlbert Einstein · Say Yayınları · 20241,075 okunma
" Kitaplar tohum gibidirler. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlarlar. "
Öyle bir hayat yaşadım ki!
Ahmet Şerif İzgören
Ahmet Şerif İzgören'i, ilk defa katıldığım bir “iletişim semineri”nde tanıdım. Harika bir konuşma üslubu vardı ve konuşurken beden dilini çok iyi kullanıyordu. Semineri, katılımcıları anlattığı konulara ortak ederek veriyordu. Sorular soruyor, fıkralar ve anekdotlar anlatıyor, yaşanmış insan hikâyelerinden örnekler veriyordu. Seminer boyunca bazen güldürüyor, bazen hüzünlendiriyor, bazen de düşündürüyordu.
• • •
Seminerden sonra aklımda neler kaldı ve kendimi nasıl hissediyorum diye zihnimi şöyle bir yokladığımı hatırlıyorum. O gün kendimi tüy gibi hafiflemiş ve enerjiyle dolup taştığımı hissetmiştim. Hatta o gün “Acaba yalnız ben mi bu duyguları hissediyorum” diye arkadaşlarıma sormuştum, onlar da “Biz de aynı duyguları yaşadık” demişlerdi.
• • •
Seminer’den sonra İzgören’in bazı kitaplarını okumuş ve seminerlerindeki üslubunu aynen kitaplarında da kullandığını görmüştüm. Bilindiği gibi insan her zaman konuştuğu gibi yazamaz ve bunu başarabilen çok az yazar vardır. İzgören’in bunu başarmış önemli yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Nitekim o, seminerlerinde olduğu gibi kitaplarında da sizinle adeta konuşuyor. Bu konuşma esnasında duygu ve düşüncelerinizi avucunun içerisine alıyor ve kitap bitene kadar da bırakmıyor.
• • •
Uzun bir aradan sonra “
Avcunuzdaki Kelebek
Avcunuzdaki Kelebek”i okurken de aynı duygu ve düşünceleri tekrar yaşadığımı belirtmeliyim. İzgören, bugüne kadar yayınladığı kitaplarında etkili iletişimden beden diline, takım çalışmasına, yönetim ve organizasyona ve zaman yönetimine kadar birçok konuyu işliyor. Üç bölüm olarak tasarladığı bu kitabında ise temel olarak kendimizi nasıl keşfedebileceğimizi, hedeflerimizi nasıl belirleyebileceğimizi ve hedeflerimize giden yolda nasıl ilerleyebileceğimizi
Meryem ve Leyla. Savaş yüzünden dağılan aileler. Erkek egemenliğine mecbur bırakılmış kadınlar. Bu kadınların bir eşyadan daha değersiz görülmesi. Bitmek bilmeyen savaşlar ve Taliban’ın özellikle kadınlar konusundaki katı kuralları…
Bir kitap acıyı, çaresizliği, hüznü, aşkı ne kadar tanımlayabilir, nasıl okuyucuya geçirebilir? Okumaya başlar başlamaz sizi öylesine içine çekiyor ki kitap bir anda kendinizi Afganistan’da Meryem ile Leyla’nın yanında buluyorsunuz. Onların hayatlarına tanık olurken aynı zamanda o dönemde yaşanan tarihî olaylara da vakıf olmuş oluyorsunuz.
Meryem ve Leyla, Raşit aracılığıyla yolları kesişen iki kadın. İkisi de babalarına hayran. Meryem babası tarafından kendinden yaşça büyük Raşit’le zorla evlendirilirken Leyla bir bombanın evlerine atılmasıyla ailesini kaybeder ve o da Raşit’le evlenmeyi mecbur kalır.
Kitabı okurken kadınların yaşadıklarına hem üzüldüm hem de yaşadığım topraklara şükrettim. Zira orada yaşayan kadınların bırakın söz hakkını hiçbir şeye hakkı yok. Tabiri caizse bir eşyadan bile değersiz görülüyor kadınlar.
Kalemiyle geç tanıştığım yazar beni öylesine etkiledi ki günlerce kendime gelemedim ve “Ya ben de o kadınlarda biri olsaydım.” diye düşünmeden edemedim. Sözün özü yaşadığımız bu toprakların, bu vatanın kıymetini bilelim, bildirelim. Umuyorum ki bir gün insanın insanla kavgası bitecek.
#BinMuhteşemGüneş
Emir ve Hasan'ın muhteşem dostluk öyküsü. Küçük bir çocuğun başka küçük bir çocuğu büyütmeyi başarması, okurlara yaşın bir önemi olmadığı, asıl olay karakter meselesi dedirten bir öykü. Babaların oğullara derin etkilerini gözler önüne seren bir öykü. İslam coğrafyalarının hepsinin tarihindeki ne yazık ki var olan kan kokusunu gün yüzüne çıkartan bir öykü. Benim ise çok geciktiğim bir öykü. Uçurtma Avcısı