Meryem Erdoğan

Sonsuza varmadan bir önceyiz sanki -o sayının da bir adı vardı unuttum- her şey öyle saydam öyle madensel kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna artık bu yokları var etmeyi usladık ağaçları budadık Ormandan balıkları tuttuk denizden hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber hey koca dünya nasıl avucumuzdasın nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin elbette kırlardan gelecekler kırlardan kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber
Sayfa 568·Kitabı okudu
"Şu halatı bırak elinden diyor bırak Şu halatı bırakıyor elinden adam En güzel yanlışlıkları kuşanarak"
Sayfa 534·Kitabı okudu
Büyük büyük laflarla ruh, mana, duygu dediğimiz, acı ve ıstırap dediğimiz şeylerin gerçekte ne kadar da güçsüz, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla şu an dahi hissediyorum. Çünkü bütün bu yaşadıklarım en aşırı düzeyde bile olsa acı çeken, kıvranan insan bedenini tamamen yok etmeye yetmiyor çünkü böyle anlarda bile insan üzerine yıldırım düşen bir ağaç gibi yere serilmek yerine, damarlarında akmaya devam eden kan sayesinde ayakta kalabiliyor.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Şu hayat denen şey ne biçim şeydi? Kimi zaman sevinçler veren, kimi zaman içimizi acılarla dolduran, kölesi olduğumuz şu hayat neyin nesiydi böyle?
Sayfa 236·Kitabı okudu
"O zamanlar hiçbir şey bilmemenin mutluluğu içinde, gönlümü, sönük göğsümü dolduracak binbir zevki bulacağımı sandığım bilinmeyen dünyaya açılmak isterdim. Şimdi ise o dünyadan dönüyorum. Ah dostum ne boşa çıkmış ümitlerle, ne yıkılmış planlarla geliyorum."