Sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum- her şey öyle saydam öyle madensel kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber
eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık Ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber
hey koca dünya nasıl avucumuzdasın nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber
Büyük büyük laflarla ruh, mana, duygu dediğimiz, acı ve ıstırap dediğimiz şeylerin gerçekte ne kadar da güçsüz, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla şu an dahi hissediyorum. Çünkü bütün bu yaşadıklarım en aşırı düzeyde bile olsa acı çeken, kıvranan insan bedenini tamamen yok etmeye yetmiyor çünkü böyle anlarda bile insan üzerine yıldırım düşen bir ağaç gibi yere serilmek yerine, damarlarında akmaya devam eden kan sayesinde ayakta kalabiliyor.
"O zamanlar hiçbir şey bilmemenin mutluluğu içinde, gönlümü, sönük göğsümü dolduracak binbir zevki bulacağımı sandığım bilinmeyen dünyaya açılmak isterdim. Şimdi ise o dünyadan dönüyorum. Ah dostum ne boşa çıkmış ümitlerle, ne yıkılmış planlarla geliyorum."