Aynı minvalde çökmüş, köhnemiş... Modernizm dünyaya yayılınca, alt kültürlerle karşılaştı, -sohbetimizin başlarında dediğimiz gibi- temel değerler sorgulanır oldu. Neydi o temel değerler? "Düşünüyorum, öyleyse varım," temelli bir bireysellik. Daha, her şeyin emanet edildiği bir akılcılık. Daha, iyi bir geleceğin olacağı vaadi. Ee, sonra ne oldu? Bireyin yerini zamanla biz aldı ve "ben alanı, biz alanına" dönüştü. Akıl, yerini duygulara bıraktı, buna "duygusal akılcılık" denildi. Bugünü yaşama isteği, “bizim gibi düşünürseniz, bizim gibi gelişirsiniz" şeklindeki modernizmin gelecek vaadini çökertti.