Allah'ın sırf kendi kudretinden geliyor diye, bütün emirlerine uymamız isteniyor bizden. Biz de boyun eğiyoruz. Ayıp, günah, yasak... Bütün bunlar bizden önce konulmuş şeyler. Bizden sonra da var olacaklar. Tanrı olmak dediğin de zaten bu; bütün emirlerini sonsuza kadar canlı tutmak... Oturup bunları tartışarak bir yere varamayacağımı biliyorum. İçime bir şeytan girmişse eğer, ben koymadım ki, nasıl çıkaracağımı ben bileyim. Tıpkı iyiliğim de öyle... Hepimiz görünen amaçlarımız için, görünmeyen bir kudrete sığınıp yaşıyoruz. Biliyorum, ne yaparsam yapayım o görünmeyen kudret beni ayıplamayacak. Görünenin suçladığı ise, öyle derin bir tesire sahip ki, görünmeyenin affını bile unutturuyor bana...
Gösterdiğiniz bu sabır, çaresiz bir korkaklık; beklediğiniz ümit, nihayetsiz bir aptallık… İşte ölüyorsunuz… İtaat bir saygı değil, korkudur. Bağırın artık bu haksızlığı…
Bu adalet duygusunu kötü yorumlarla yargılayan insanların hükümlerindeki haksızlık kimin eseriydi? Bir adaleti bu kadar çirkinleştirmeye ilahların hakkı var mıydı?