"Gel yine otuz bin yıl öncesine, Taş Çağı çocuğuna geri dönelim. Büyüyünce o da mızrağıyla avlanmış, bir kadından hoşlanmış, çocukları olmuştur. Kabilesinin tanrılarına tapındığı da kesin. Ne dersin, bütün bunları kendisi mi belirledi?"
"Ya da Afrika'da bir aslan düşün. Sence yırtıcı bir hayvan olarak yaşamaya kendi mi karar verdi? Bu yüzden mi bir antilopu kovalıyor? Vejetaryen olarak yaşamayı seçebilir miydi?"
"Ya da işte doğa yasalarına göre. Sen de bunu yapıyorsun Sofie, çünkü sen de doğasın. Tabii buna -Descartes'tan da destek alarak- itiraz edebilir, aslanın bir hayvan olduğunu, özgür tinsel kuvvetlere sahip bir insan olmadığını söyleyebilirsin. Ama yeni doğmuş bir çocuğu düşün. Ağlayıp bağırır, yine de süt bulamazsa başlar parmağını emmeye. Bu bebeğin özgür bir iradesi var mı?"
"Peki ne zaman özgür irade sahibi olur bu bebek? İki yıl sonra ortalıkta koşuşup gördüğü her şeyin üstüne atılır. Üç yaşında sızlanıp durur, şunu bunu ister. Ve dört yaşında da birden karanlıktan korkmaya başlar. Özgürlük nerede Sofie?"
"On beş yaşında aynanın karşısına geçip makyaj denemelerine girişir. Kişisel kararlarını uygulayıp kendi istediği şeyleri mi yapıyor dersin?"
"Sofie Amundsen'dir o, bu kesin. Ama o da doğa yasalarına göre yaşar. Bunu kendisinin fark etmiyor olması da önemlidir, çünkü yaptığı her şeyin ardında muazzam çok ve muazzam karmaşık nedenler saklıdır."