Ofiste normal çalışırken birden kapı çaldı. Üniversiteden bir arkadaşım İyi Hissetmek isimli 57. Basım almış kitabı hediye olarak göndermiş. Enteresan bir hediye olarak gördüm. Psikoloji kitaplarıyla ilgili de ön yargim vardi biraz. Piyasada psikoloji adı altında bu kitabı okuyunca hayatınız değişecek gibi süslü reklamlarla içi boş kitaplar görüyoruz. Bu kitabın da başlığı İyi Hissetmek olunca kesin yine hayat değiştirmeye kalkan ama aslında hiç faydası olmayacak kitaplardan diye düşündüm. Uzun süre kitaplığımda bekledi bu kitap. Canım sıkkın olduğu bir zamanda bu kitaba bir şans vermek istedim. Beklentim olmadan başladığım bu kitabı iyi ki okumuşum diyorum. Şöyle ki; öncelikle bu kitapta depresyon nedir onu öğrenmiş oldum. Ülkede yaşanan ekonomik kriz büyük cogunlugumuzu etkiledi. Sosyal aktivitelerimizde azalmalar görülmeye başladı. Daha az dışarıda vakit geçirmeye başladım bende. Sonrasında planlamalarda da aksamalar görülmeye başladı bende. Bu durumu depresyon veya başka durum olarak görmedim hiç. Ancak kitapta bu durumlarin da depresyon belirtisi olduğu ayrintili bir şekilde açıklanıyor. Karamsar bakış açınız surekliyse kendinizi halsiz ve bitkin hissediyorsanız farkında olmasanız bile depresyonda olabilirsiniz. Kitapta çeşitli testler ile depresyonda olup olmadiginiza dair bilgi sahibi olabilirsiniz. Kitapta depresyona, öfke sorunlarina örnekler üstünden de çeşitli öneriler mevcut. Ancak iyi yanlarından biri de bunları dayatma şeklinde sunmamasi diyebilirim. Sorunlara karşı bu yolu da deneyebilirsiniz şeklinde sunumu var kitabın. Özetle kitabı okurken karşınızda bir psikolog beliriyor diyebilirim. Depresyonun tanımından yapılması gerekenlere dair fikirlerini sizlerle paylaşıyor. Mücadele kısmı ve adım atma sırası sizde. Bir kitabı okuyunca hayatlar ve sorunlar
Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi ve Veba Geceleri isimli eserlerini daha evvel okumuştum. Yer yer sıkıcı bulduğum yanları da olsa iki romanı da severek okudum diyebilirim. İnceleme konusu Benim Adım Kırmızı isimli eserini ise tanımlayamiyorum. Öncelikle eser içeriğine değinmeden kendi düşüncelerimi açıklayacağımı belirteyim. Roman yazarlarınin etkilendiği akımlar hakkında çok bir bilgim yok. Hepimiz gibi yer yer Batı klasikleri, Türk klasiklerini okudum. Daha önce okuduğum Masumiyet Müzesi ve Veba Geceleri'nde biraz farklılık hissettim. Ama Benim Adım Kırmızı daha evvel okuduğum hiçbir romana benzemiyor. 1500lü yılların Osmanlisinda geçiyor roman. Nakkaslik, resim, aşk, cinayet, ihtiras bir kalemde sayabildigim konuları. Yazar romanda her karakteri ayrı ayrı konusturmuş. Ölüler de eşyalar da konuşuyor. Ölülerin ve eşyaların konuşması roman ahengini bozmamis. Aksine romana çok boyutlu bakış açısıyla bakmamiza vesile olmuş. Romanın temposu da bir enteresandi diyebilirim. Başlarda tempo yüksek gibiydi. Sonradan resim ve nakkaşlik tarihi bilgileriyle temponun düştüğünü düşündüm. Sonradan yine tempo inanılmaz arttı. Ve bitti. Özetle temposu da enteresan bir roman. Başta sabredip soluksuz okuyacaksınız diyemem. Temposu inişli çıkışlı amiyane tabirle elinizde biraz sürünecek ama keyifle okunacak bir eser diyebilirim. Yukarıda enteresanlikla adlandirdigim durumun gerçek ismi post-modernizm. Özetle post-modern roman akımını merak eden, seven okurlar için Benim Adım Kırmızı kesinlikle okunmasi gereken eserlerden diye düşünüyorum.