ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI
... ve güz geldi ömür hanım
dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul
insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde
yağmur ha yağdı ha yağacak
incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin
hüznün bütün koşulları hazır
nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan
kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı...
ve yüzüm ömrümün atlası
düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku
uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası
yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize?
acıyı görmeyen insan
umutsuzluğu yaşamayan
iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan
mutluluktan umuttan sevinçten ne anlar?
göğü görmeden, denizi görmeden
maviyi anlamaya benzemez mi bu?
bir güz düşünün ki ömür hanım
ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür?
AĞARAN BİR SUYUM
Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı
Kadınlar gittikçe daha güzel
Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü
Sular daha soğuk rüzgâr daha serin
Eskiden her konuda konuşurdum istekle
Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi
Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti
Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum
Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu
Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak
Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor
İçimden geçenleri söyledim sanıyorum
Birisi bir şarkı söylemesin kederle
Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu
Kısa söz basit eşya kedi sevgisi
Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında