Şunu en baştan anlamakta fayda var: Herhangi bir felsefe veya teolojik fikirler örgüsü veya teolojik kavramlar öne sürmüyorum. Bence bütün ideolojiler ahmakça. Önemli olan, bir hayat felsefesi değil, günlük hayatımızda -hem görünür olanında, hem de iç dünyamızda- neler olup bittiğini gözlemlemektir. Neler olduğunu iyice yakından gözlemler ve incelerseniz, hayatımızın akıldaki kavramlar üzerine kurulu olduğunu görürsünüz, ama varlık yalnızca akıldan ibaret değildir; akıl sadece bir parçadır; bu parça ne kadar zekice oluşturulmuş, ne kadar eski ve geleneksel olursa olsun, varlığın sadece küçük bir parçasıdır, oysa bizim ele almamız gereken hayatın bütünüdür. Dünyada neler olup bittiğine de bakarsak aslında iç ve dış süreç diye iki ayrı şey olmadığını anlamaya başlarız; sadece bir tek, üniter bir süreç vardır, bu bütün, topyekün bir harekettir; içteki hareket dıştaki hareketlekendini ifade eder, dıştaki de yine içtekine tepki verir. Bence tek ihtiyacımız olan buna bakabilmektir çünkü bakmayı bilirsek, her şey çok net bir hal alır, bakmak için de felsefeye, öğretmene ihtiyaç yoktur. Kimsenin size nasıl bakacağınızı söylemesine gerek yoktur. Sadece bakarsınız.
O zaman, bu tablonun bütününü, sözde değil, gerçekten görünce, kolayca, birdenbire, kendinizi değiştirebilir misiniz? Asıl mesele budur. Ruhta tam bir devrim gerçekleştirmek mümkün müdür?