İşte öteden beri hayalimde kurduğum dünya buydu benim. Yalnız zeki insanların konuştuğu, kahraman kimselerin ömürlerini inanç ateşinde yanarak tükettikleri bir dünya.
Dönüm noktası, farkındalık köprüsüne varıldığı andır. Ebeveynlerin farklılığı, ayrı kişilikleri, kusurları ve sıklıkla da düzeysizlikleri. Esaslı bir saygı bağı korunmalı (E)¹⁴ ama gerçek (yanlış da olsa) net bir şekilde görülünce saygının gelmesi mümkün değil. İnsanın ebeveynleri düzeysiz bir "x" gibi görünür ve hiçbir şey onları saygıdeğer bir "y" kılamaz. Sadece bir riyakârlık ve gelenek. Bu, inanmadığın halde Anglikan olmak gibi bir şeydir. Eileen'in ilginç teorisi, bu kırılmanın bireyin yaratılması için iyi bir şey olduğu ve mutlu ailelerin ancak çocukların "kişileşmeyi" yahut ebeveynlerinden "ayrılmayı" başaramadığı ve böylece, gerçekleşmemiş bireysellikleriyle aile "ruhu"nun içine gömülü hale geldiği durumlar olduğu yolunda.
Biliyorum, bu yaşam, sevgi olgunluğundan yoksun, bütün bütüne yok olmadı.
Biliyorum, gün doğarken solan çiçekler, çölde kuruyan dereler bütün bütüne yok olmadılar.
Biliyorum, ne varsa geride kalan, ağır ağır ilerleyen bu yaşamda, bütün bütüne yok olmadılar.
Biliyorum, daha gerçekleşmedi düşlerim, şarkılarım söylenmedi, ama senin çalgının tellerinde geziniyor hepsi, bütün bütüne yok olmadılar.