Mehmet Yiğit Okuroğlu

Roman sanatının temel derdinin hayatı doğru temsil etmek olduğuna inandığım için doğrudan söyleyeyim: İnsanlarda, romanlarda, özellikle 19. ve 20. yüzyıl romanında gösterildiği kadar "karakter" yoktur aslında. Bu satırları elli yedi yaşımda yazıyorum. Kendimde de romanlardaki gibi -Avrupa romanındaki gibi mi demeliyim?- bir "karakter" göremedim hiç. İnsan karakteri hayatlarımızın şekillenmesinde, Batı romanında ve özellikle edebi eleştiride gösterildiği kadar önemli de değildir. Romancıların ilk amacı olması da, yaşadığımız hayata uygun değildir. Ama evet, bir karakter sahibi olmanın, tıpkı Rönesans sonrası resimde bir üslup sahibi olmak gibi, modern dünyada kitlelerden, diğer insanlardan farklı olmak gibi itibarlı bir yanı da vardır. Ama roman kişisinin karakteri değil, içinde yaşadığı manzaraya yerleşmesi, olaylar ve şeylerle çevrilmesidir daha belirleyici olan.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bana ruhsal olarak benzesin benzemesin, yavaş yavaş hayal ederek ortaya çıkardığım kişilerle bütün gücümle özdeşleşmeye çalışırım ki, romanın içindeki dünyayı roman kişilerimin gözünden görebileyim. Roman sanatının belirleyici sorusu, roman kahramanlarının kişilikleri, karakterleri değil, romandaki âlemin onlara nasıl göründüğüdür. Bir kişiyi anlamak, ahlaki yargıdan önce, dünyanın o kişinin bakış açısından nasıl göründüğünü kavramaktır. Bunun için hem bilgiye hem de hayal gücüne ihtiyaç duyarız. Bir romancı olarak esas işimin tek tek bütün roman kişileriyle elimden geldiğince özdeşleşmek, yazdığım romanın anlattığı dünyayı onların gözünden görmek olduğunu hiç unutmamaya çalışırım. Roman sanatını siyasi yapan şey, yazarların siyasi görüşleri ya da üye oldukları partiler değil; kültür, sınıf, cinsiyet vs. olarak kendimize benzemeyen birisini anlamak, ahlaki, kültürel, siyasi yargıdan önce şefkat duymak, yani bütün bu özdeşleşme ihtiyacı ve onun gücüdür.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Roman okumak, dünyayı Descartesçı mantıktan başka bir mantıkla anlamak demektir. Bu, birbiriyle çelişen birden fazla düşünceye sürekli olarak ve huzursuzluk duymadan aynı anda inanabilmek demektir. Böylece içimizde yavaş yavaş üçüncü bir gerçeklik düzlemi, romanın karmaşık dünyasının düzlemi belirmeye başlar. Her şey birbiriyle hem çelişir hem de kabul edilip tasvir edilir.
Sayfa 19·Kitabı okudu
29 Aralık Bir sürü yerli yersiz endişe ve hastalıkla karmakarışık bir Noel. Küçük çocukların nahoşluğu. Yetişkinlerin budalalığı. Sıradan şeyler dışında konuşmak olanaksız. Hepsi bana biraz şaşıyor ve sıkılıyor benden. Onların karşısında kendim olmak istiyorum ama bu yönde en ufak bir hareket bile şaşkınlığa yol açıyor. Duyarlılık insan kalitesinin en kolay teşhislerinden biri. Gerçekten duyarlı hiç kimse başka bir insanı incitmez. Başıboş halde, bir akıntıyı ya da serap olmayan bir kara görüntüsünü beklemek. Bir sürü soyut -izm, bir sürü gerçek ve önemsiz dert var şimdi. Bir sürü küçük fare tırmalıyor, öldürülecek canavarlar olsa gerek. Bir hücrede olmak ve gevşek bir tuğla aramak ve tuğla gevşekse geleceğim buna mı bağlanacak? Burada hayatı bir mahpusluğa döndürmek ve kapıyı gerçek benliğimin üzerine kitlemek zorundayım. Gerçek için bir tür intihar bu. Çünkü eğer sadece bu gerçekse, o zaman benim başka durumlarda, serbestken olduğumu hissettiğim şey bir hayalet. Nefret ediyorum bu kasabadan, onun ucuz, pespaye yaşam taklidinden.
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Puan vermedi·392 syf.·
Beğendi
·
16 günde okudu
·
2025 32. kitabı
A. J. Cronin
7.6/10 · 54 okunma