Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Stefan Zweig kaleminden yine harika bir eser.
Tanınmış bir yazar olan R.’ye gelen hiç tanımadığı, bilinmeyen bir kadından gelen yirmi beş sayfadan oluşan bir mektup daha doğrusu bir aşk itirafı... Öyle bir aşk ki tüm hayatına sığdırmış, içten içe, gizli gizli sevmiş. Ama bir kendi bilmiş içindeki yangını, herkesten habersiz ,bir sır gibi saklayarak yaşamış bu aşkı... Ancak giderek saplantıya dönüşmesi, kendini yıpratacak dereceye getirmesi aşkından bihaber olan yazarın günlük rutin hayatında onu fark etmemesi, ve hiç tanıyamamış olması onu sadece hayallerinde tek taraflı bir aşka mutsuzluğa mahkum etmiştir. Hayatı sadece ondan ibaret, onunla ilintili, diğer her şey ve herkesin öneminin onun için bir anlam ifade etmediği bir yaşam ta ki sevdiği adamdan olan giderek ona benzeyen oğluna kadar...
Banliyödeki bir apartmanda annesi ile birlikte yaşayan on üç yaşında bir çocukken başlıyor bu çocukça aşkı...giderek kendi ile birlikte içindeki aşk da büyüyor ama hiç fark edilmiyor yazar tarafından, bir su birikintisinin yanından geçer gibi geçiyor hep yanından, nasıl sevildiğinden bihaber hareketli, oyunbaz hayatının getirdiği akışta yaşıyor o da. O yazıyor diye kadın hep okuyor, kelimeleri dua oluyor, onu ondan daha iyi tanıyor uzaktan da olsa adamın etrafında olan biten her şeye vakıf biçimde... Yıllar geçiyor yaşı on sekiz olup kendini bir kadın olarak hissettiğinde ona kavuşmak için tekrar karşısına çıkıyor, bu sefer fark ediliyor ama yine tanımıyor onu sevdiğini adam. Birkaç günlük beraberlikle kalıyor yaşananlar ve bu günlerden birinde çocuğuna hamile kalıyor. Yine yükü tek başına omuzlanıyor. Söylemiyor yine susuyor... hoş söylese yardım edeceğini biliyor ama gururu ön planda velhasıl çok zor şartlarda doğum yapıyor, yoksulluk,