"Dinleyin beni... Size söylediklerim hem vasiyetim, hem şehadetim sayılır. Herkese bildirin ki gönülleriniz dünyalık için sizden ayrılıp gidiyorsa hakikatten uzaksınız demektir; ama eğer hakikat her an gönlünüzdeyse her nereye gitseniz herkese yakın sayılırsınız. Gazap ve öfkeden kaçının; çünkü onun başlangıcı delilik ve sonu pişmanlıktır. Kimseyi kınamayın, kınamak gerekiyorsa kendinizi kınayın. Kendisini kınayanı başkaları kınayamaz. Geçiminizi helalinden kazanmaya çalışın. Açlığı için onurundan vazgeçen, açlığını geçirse de onursuzlukta baki kalır. Nefsinizi alçaklıktan koruyun ki, fakir olsanız bile şerefli kalasınız. Dostlarınızın gönlünü kırmayın; düşmanlarınızın arzularını yapmış olursunuz.
Konuşacak yerde susmayın, susacak yerde konuşmayın. Sizden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemenizden hayırlıdır. İnsanlarla geçiminiz öyle olsun ki öldünüz mü ağlasınlar. Öfkeden kaçının. Öfke, tutuşturulmuş bir ateştir, her kim öfkesine hâkim olursa, onu söndürür; her kim onu salıverirse, ilk yanan kendisi olur. Daima çalışın, ta ki kötülük düşünmeye vakit bulamayasınız. Haksızlık önünde eğilmeyiniz; hakla beraber şerefi de kaybedersiniz. Yükselmeyi isteyen onu alçakgönüllülükte aramalıdır.
"Şöyle birşey düşündüm, hâlâ da tamamlamış değilim düşüncemi. Bence Aron öteden beri sanki... ne bileyim, sakat gibi hissediyordu kendini, annesi olmadığı için eksik hissediyordu belki."