إن الإجتهاد باقِ إلى يوم القيامة، و لكن بشروطه، و من أفتى بسد باب الإجتهاد، قاله إجتهادَ عندما رأى جرأة ااجهال على شروع الله، و تشريع الأحكام بالهوى، وادعاء الإجتهاد من قبل أناس لا يعرفون منه إلا الأسم.
Ne tuhaftır ki hayat ilminin câhili olmak, hesâbın kitabın câhili olmaya benzemiyor. Bu ummî kişi, içini, bambaşka bir ilmin saltanat ve ihtişâmiyle süsleyebiliyor; fakat içi mânâ ilminden boş olan hayat câhili, kafasının yüklü olduğu ilimlere rağmen, cehîlden kurtulmuş olmuyor.
Ve o gün ona:
"Oku bakalım, tercih, niyet ve eylemlerinle yazmış olduğun kitabını; bugün kendi hesabını görmek için, bizzat kendin sana yeter!" denilecek.
İsrâ sûresi, 14. Ayet
Felsefeyi, bilmek ve sevmek temeli üzerine oturtmak, daha işin başında akıl ile kalp, akli olanla hissi olan, akletmek ile tefekkür etmek arasındaki yapay ayrım ve mesafeyi ortadan kaldırmak anlamına gelir. Bilmeyi saf aklın objektif-matematiksel bir eylemi olarak görmek ve nesnel kabul etmek, buna karşın sevmeyi hislerin bir tezahürü olarak görmek ve öznel bir tecrübe ile sınırlamak ve küçümsemek, Descartes sonrası Batı felsefesinin temel sapmalarından biridir.