Fantastik kitaplarda inceleme yazmak kadar üşendiğim başka birşey var mi bilmiyorum. Ne zor yahu.
Elini sallasan tanrıya çarptığı, her üç cümleden birinde kesin bir tanrı isminin geçtiği bir kitap. Okurken sanki iktidarın eş dost akraba iş güç sahibi olsun diye açtığı sacma sapan bakanlıklar olur ya hani, aman afrodit kızımız boş kalmasın bi tanrılık verelim, falancanın görümcesi yeni mezun oldu, iş yok guc yok, ayıp olur ona da bir tanrılık verelim denilmiş gibi bol keseden dağıtılmış tanrılık. Her şeyin bir tanrisi var yahu. Başlangıcı ile biraz üzdü beni bu kitap. Alışmak için oldukça zorladım kendimi ama yavaş yavaş alıştım. Fantastik kitapları sevmemin en büyük nedeni anlamadığım, gerçekte gormedigim sahneleri zihnimde canlandirmama neden olması. Ama bu kitapta oldukça zorlandım. Bana kalırsa betimlemeler oldukça zayıftı.
Kahramanımız Kirke, alt tabakadan bir tanrı ve cadı. Kitap Kirke'nin cocukluguna iniyor resmen. Aşağılanmış, dışlanmış, bir görülmüş ve ezilmiş bir çocuk. Bence yazarın en iyi yaptığı şey Kirke'nin bu durumunu okuyucuya geçirmek olmus. Öyle hissettim ki o ezilmişliği. Her karakter için bir siluet tasvir ederken zihnimde, Kirke için bir yüz bulamadım. Ben bile düşene vurdum ve ona zihnimde bir görüntü vermedim. Halbuki okuduğum her kitapta, karakterlere yüzler verir, onları o yüzler ile canlandirirdim. Bu kitapta yapamadım bunu. Kitabın beğenmediğim bir noktası da konular arası kopukluktu. Bu kopuş ortalardan itibaren düzelmeye başladı ama bunun için de sabretmek gerekli. Son olarak inanılmaz derece de sınır olduğum bir şekilde sonlandi. Kimine göre bu normal, nede olsa tanrılar ama tahmin ettiğim ya da arzu etiğim şekilde bitmedi kitap. En ama en çok sevdiğim nokta ise Kirke'nin yalnızlığı. Inanılmaz derecede özendim ve kıskandım.Omrumun sonuna