Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
— Alçak, tanıdın mı beni? Benim ben, büyük bir keyifle müebbetliğe gönderdiğin Kelebek. Üstün eğitimden geçmiş bir adam olmak için bunca yıl çalışıp gecelerini Roma hukuku ve diğer hukuk kitapları üzerinde geçirmeye değer miydi sanıyorsun? Lâtince ve Yunanca öğrenmeye, gençliğinin en güzel yıllarını iyi bir hatip olma uğrunda harcamaya değer miydi? Gele gele nereye geldin namussuz herif? Yeni ve iyi bir toplumsal yasa yaratmaya mı? Kalabalıkları, barışın dünyanın en iyi şeyi olduğuna inandırmaya mı? Eşsiz bir din felsefesi ortaya atmaya mı? Ya da üstün üniversite eğitiminle, başkalarını doğru yola sokup, kötülük yapmaktan vazgeçmelerini sağlamaya mı? Söylesene, bilgini insanları kurtarmak için mi kullandın, yoksa boğmak için mi?
« Bunların hiç biri için değil, seni harekete geçiren bir tek eğilim var? Yükselmek, durmadan yükselmek eğilimi. İğrenç mesleğinin çeşitli basamaklarını çıkmak eğilimi. Senin gözünde en büyük zafer, kürek cehennemine herkesten çok adam yollamak, cellâda ve giyotine hiç durmadan kurban sağlamak. »
Yıllar önce gerçekten kafamı kurcalayan, olanca yorgunluğu ve korkunç açıklığıyla hatırladığım bu düşünceleri yazarken, bir hücreye atılan genç adamı, mahkûm edildiği mutlak sessizlik ve yalnızlık çılgınlığa dönüşmeden önce ne denli bir hayalî yaşantıya sürükleyebilir, hatırlıyorum. Öylesine yoğun, öylesine canlı bir yaşantı ki, insan kelimenin tam anlamıyla ikileşiyor. Uçuyor ve dilediği yerde geziniyor. Evi, babası, anası, ailesi, çocukluğu, hayatının çeşitli dönemleri yeniden yaşanıyor. Ve sonra, özellikle düşünce zenginliğinin uydurduğu şeyler öylesine inanılmayacak kadar canlı bir yaratıcılığın ürünü ki, bu akıl almaz ikileşmede bütün düşlediklerini gerçekten yaşadığı inancına varıyor.
Gelecekteki intikamımı hazırladığım bu uzun saatler o kadar acılı ki, tasarımı uygulamaya başlamışım gibi geliyordu. Her gece ve günün bir bölümünde, sanki cezaevinden kaçıp kurtulmuşum gibi, Paris sokaklarında geziniyordum. Emindim, kaçacak ve dönecektim Paris'e. Tabiî, yapacağım ilk iş Polein'in ardından da aynasızların hesabını görmekti. Ya jüri üyeleri, o deyyus alayı rahat yaşamaya devam edecek miydi? Evine dönmüş olmalıydı moruk alayı, hem de görevlerini yapmış olmanın verdiği büyük gönül rahatlığıyla. Önemli biri olduklarına inanmış, kendilerini bekleyen taras saçlı karılarına ve komşularına şişinmek ve iyice tıkınmak üzere dönüyorlardı evlerine.
— Önemli değil, dedi Dega. Hasta olduğunu söylüyor da.
— Nesi var? Ağırcezadan verdikleri midesine mi oturmuş? Şişko gardiyan bir kahkaha atıverdi.
Hayat bu işte. « Çürümeye, bozulmaya giden yirmi beş yaşındaki bir çocukla » alay edip kahkahalarla gülünüyordu.