— Sanık, ayağa kalk!
Kalktım, salonda büyük bir sessizlik hüküm sürüyordu, soluklar kesilmişti, yüreğim her zamankinden biraz daha hızlı atıyordu. Jüri üyelerinden bazıları bana bakıyor, bazıları da başlarını önlerine eğiyorlardı. Utanç içindeydiler sanki.
— Sanık, jüri üyeleri, bir tanesinin dışında geri kalan soruların hepsine « evet » cevabını verdiler. « Evet » diye cevaplandırmadıkları tek soru, cinayeti kasıtlı olarak işlemiş olmanız. Bu nedenle, müebbet kürek cezasına çarptırıldınız. Söyleyecek bir şeyiniz var mı?
Kılım kıpırdamadı, duruşum her zamanki gibi, dayandığım bölmenin tahtasını biraz daha fazla sıkıyorum yalnız.
— Sayın Başkan, evet söyleyecek şeyim var. Gerçekten suçsuzum ve polis tarafından çevrilen bir dolabın kurbanıyım.
İyi giyimli kadınların, ağırceza mahkemesinin önde gelen konuklarının köşesinden kulağıma bir mırıltı geliyor. Sesimi yükseltmeden şunları söylüyorum:
— Siz, sağlığa zararlı heyecanları tatmak için buraya gelen cicili bicili hanımlar, susun. Güldürü sona erdi. Bir cinayet, polisiniz ve adaletiniz tarafından mutlu sona bağlandı. Memnun olmanız gerekir!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gecenin on birinde, satranç partisi sona ermişti. Beni savunanlar mat olmuşlardı. Suçsuz olan ben mahkûm edilmiştim.
Başsavcı Pradel tarafından temsil edilen Fransız toplumu, yirmi beş yaşındaki bir genci hayatın dışına itiyordu.
«Jüri üyelerine güvenmediğini umarım. Hiç hayale kapılma. Bu on iki kişi, hayatla ilgili hiçbir şey bilmez.»
«Karşında oturan şu adamlara bak. Uzak bir taşra şehrinden Paris'e getirilen şu on iki ağayı iyi görüyor musun? Hepsi de küçük burjuva, tüccar, emekli. Onları teker teker çizmenin gereği yok. Yirmi beş yaşını ve Montmartre'da sürdüğün hayatı anlayacaklarını sanacak kadar, safdil değilsin ya? Onların gözünde Pigalle ve Blancme Alanı cehennemin ta kendisi, gece yaşayan bütün insanlar da toplum düşmanları. Seine Ağırceza Mahkemesinde jüri üyeliğine seçilmekle çok gururlanıyorlar. Üstelik, emin ol ki, hepsi de dar kafalı birer küçük burjuva olmanın acısını çekiyor.»
«Ve sen, genç yakışıklı karşılarına çıkıyorsun. Seni, Montmartre gecelerinin Don Juan'ı olarak çizmekte en ufak sakınca göreceğime inanmazsın ya? Böylece, başlangıçta jüri üyelerini sana düşman edeceğim. Çok iyi giyimlisin, yoksul giysiler içinde mahkemeye gelmeliydin. İşte bu noktada bir taktik hatası yaptın. Şıklığını kıskandıklarını da görmüyor musun? Ellerine geçeni sırtlarına geçirmişler, düşünde bile terziye elbise diktirdiğini gören yok içlerinde.»
Kısa süre sonra cinayetle suçlanacağım. Avukatım, Raymond Hubert, «Size karşı elle tutulur hiçbir delilleri yok, dedi. beraat edeceğiz, buna güveniyorum.» Özellikle bu «beraat edeceğiz» sözüne gülümsüyorum. Sanki sayın avukatım da sanık olarak ağırceza mahkemesinin karşısına çıkarılmış, mahkûmiyet kararı verilirse benimle birlikte cezayı çekecekmiş gibi.
ŞAMAR öylesine zorluydu ki, on üç yıl sonra kendimi toparlayabildim. Gerçekten de, alışılmış şamarlardan değildi, üstelik bu şamarı atmak için bir kaç kişi birleşmişti.