Tarih mualliminin geçen derste ki bu sözlerini de hatırlıyor, karanlık bir boşluğa doğru sürükleniyordun.
"Demek babam bu hâle geldi; bundan ibaret. Harman yerinde toplananların, o gidip de gelmeyenlerin sonu bu. Bir avuç kemik ve gübre. O farzlar, sünnetler, cennetler, şehitler, gaziler... Demek bu... Netice bu!.."
"Yalnız gözünle gördüğün, elinle tuttuğun şeye inanacaksın" demişti muallimin.
Bunlar kuruntu, hayal! Fakat vatan var, millet var. Bunları gözümle görüyorum, bunlar için yaşanmaya değmez mi? Belki. Fakat ben öldükten sonra vatan, millet... Kaldı ki Yurt Bilgisi hocasının en çok sevdiği Tevfik Fikret:
"Milletim nev'-i beşer, vatanım rû-yi zemin" demiş,(Yani ben millet tanımam... Her insan benim milletimden... Vatanım da her yer demek istiyor.) Ruh, ebediyet!.. Kısaca, Allah olmadıktan sonra bunlar neye yarar? Ben öldükten sonra kurtardığım vatandan, milletten haberim olmayacak.