...artık üzülmüyorum. Belki de üzülemiyorum. Bütün alçaklıklar bile doğal, çünkü alçaklık doğal. İyilikte, kötülükte bizim yaradılışımızda. Benim için ne düşündükleri hiç önemsemiyorum artık, Ben ne düşünüyorum, budur önemli olan benim için.
Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan, kadın-erkek, karı-koca olmaya çabalıyoruz? Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? Sevişmek için, ilkin nikah imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek-kadın özlemiyle kendi kendine mi boşalmalılar? Erkekler, kadın resimleri mi bakıp heyecanlanmalılar? İlk kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine “mal” gözüyle mi bakmalı? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insanı sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpılıyor.
Caddelere çıkmak, doymak bilmediğim sokaklara bakmak, yeni köşeler keşfetmek, yabancı insanları seyretmek, doyumsuz yaşamı gözlerimden yüreğime indirmek istiyorum. Kısacık anlarda çeşitli olayları, insan varoluşunun özünü, zaman ve duygulara sınırsızlık içinde derinliğini düşünen insanlar çok mu? Bilmiyorum.