Eren

Eren
“Tanrı’nın bile gücü içinde değildir, ahlaksal olarak iyi bir insan yapmak (insanı ahlaksal olarak iyi kılmak): Bunu [insan] kendi kendine yapmak zorundadır.” IMMANUEL KANT
Erekselcilikten kopmanın tek yolu, doğrusal ilerlemeyi geriye dönük bir olgu olarak, yani görüş noktamızın geçmişe doğru projeksiyonunun sonucu olarak kavrayan, tarihi yukarıdan aşağıya okuyan bir perspektifi benimsemektir. Kuantum-holografik bir tarihte bu geriye dönüklük görünür hale gelir ve geçmişte mevcut olan, ancak çökmeleri sonucunda silinmiş bulunan tüm üst üste binmeler bir kez daha belirginleşir. Hatta bu anlamda Walter Benjamin'in Tarih Felsefesi Üzerine Tezler'inde hâkim ilerlemeci-evrimci tarihin karşısında holografik bir tarih yaklaşımı önerdiğini söylemek bile mümkündür. Şimdiki zamanda bir devrim, egemen ideoloji karşısındaki çöküşlerde kaybolan geçmiş üst üste binmeleri tekrar edimselleştirmesiyle geçmişi kurtarır. Şimdiki zaman ile geçmiş arasında böyle doğrudan bir temas, geçmiş ile şimdiki zamanı birbirine bağlayan nedensellik ve zamansallık ağını aşması anlamında zamansızdır.
Sayfa 23 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Barış Gönülşen, 2026, İstanbul.
Reklam
“Holografik tarih” diyebileceğimiz şeyin belki de en iyi örneğini bizzat Karl Marx sunar. Marx evrimci değildir, tarihi "yukarıdan aşağı" yazar: Onun başlangıç noktası çağdaş küresel kapitalist düzendir ve insan toplumunun tüm tarihini kapitalizme aşamalı bir yaklaşma olarak bu pozisyondan okur. Ancak bu erekselcilik değildir: Tarih kapitalizm tarafından bir telos olarak yönlendirilmez fakat kapitalizm ortaya çıkar çıkmaz, (pre-)tarihin tümünün anahtarını sağlar: Marx'ın meşhur anlatısının, Grundrisse'de aktarıldığı üzere, tarihöncesi toplumlardan Asyatik despotizme, antik kölecilik ve feodalizm yoluyla kapitalizme doğrusal gelişimi bunun örneğidir. Fakat bu gelişimde erekselci zorunluluk yoktur; Marx bu biçimde olması gerekirdi ya da her zaman bu biçimde olacaktı iddiasında bulunmaz.
Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Barış Gönülşen, 2026, İstanbul.
Geçmiş, bugün ve gelecek vizyonumuza hâkim olan tek bir ilerleme mefhumu yok artık (alışılagelmiş dayanak noktası olarak ekonomik kalkınma başlığı bile artık ikna edici değil). Her biri ayrı bir kaçınılmaz geleceğe açılan farklı evrensel ilerleme görüşlerinin üst üste bindiği bir çağda yaşıyoruz. Görünüşe göre en büyük rakipler: Francis Fukuyama'nın tarihin sonu görüşünün kalıntıları; köktendincilik ve özellikle benim ancak ılımlı-otoriter yumuşak faşizm olarak adlandırabildiğim bir model, yani piyasa kapitalizminin, sosyal birlik ve beraberliği sağlamak için milliyetçi ideolojiyi seferber ederek güçlü bir devletle kaynaşması.
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Barış Gönülşen, 2026, İstanbul.
Todd MacGowan kapitalizmin dayanıklılığına Lacancı bir açıklama getirirken şunu cesaretle kabul eder: Kapitalizm bazı (çok nitelikli) bakımlardan gerçekten de "insan doğası"na uygundur. İnsan arzusu paradoksunu örtbas eden ve arzunun basit bir teleolojik yapıya oturduğunu (insanların mutluluk ya da başka türden bir maddi-manevi doyuma yöneldiğini ve bunu elde ettiklerinde huzur ve tatmine ulaşacaklarını) farz eden pre-modern toplumsal düzenlerin aksine, kapitalizm insan arzusunun temel paradoksunu kendi işleyiş bünyesine katan ilk ve tek toplumsal düzendir. Sistem dengesizliğinin kapitalizmi tanımlamasının nedeni budur: Kapitalizm ancak kendi kendini sürekli aşındırıp dönüştürerek serpilebilir.
Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Barış Gönülşen, 2026, İstanbul.
Hakiki ilerlemenin güvenilir ölçütlerinden biri, negatif bir ölçüttür: Gerçek etik ilerlemede, daha önce az çok normal sayılan bir şey (kölelik, kadınların doğrudan baskı altında tutulması, işkence) olanaksız hale gelir - onu gerekçelendirmeye kalkışan olursa, tuhaf ve marjinal görünür. Tersi de doğrudur: Bugün yaşandığı gibi, işkencenin kabul edilebilirliği yeniden kamusal tartışma konusu oluyorsa, bu kesinlikle etik bir gerilemenin işaretidir. Gerçek bir ilerici tarihsel kırılmanın ardından, öylece geçmişe dönülemez, hiçbir şey olmamış gibi yola devam edilemez. Aksi halde aynı pratik kökten farklı bir anlam kazanır.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çev: Barış Gönülşen, 2026, İstanbul.
Reklam