Her gün aynı telaş, aynı koşuşturmaca... Peki ne içindi bütün bunlar? Hızlı olmayı alışkanlık haline getirdiğimiz dünyada gerçekten yaşıyor muyuz? Eğer bunları kendinize birkaç kez de olsa sorduysanız ve sorgulamayı seven biriyseniz bu kitap tam size göre. Kemal Sayar bu kitapta sadece hızı değil; yaşamı, insanları sorguluyor. Bir yandan yavaşla derken bir yandan da zamanın daraldığını, iyi şeyleri yapmak için acele etmemiz gerektiğini söylüyor...
Kitap dört ana bölümden oluşuyor: Yavaş Güzeldir, Modern Mutsuzluk, Modern Zamanlarda Aile, Benliğin ve Toplumun Krizi. Modern dünyanın bize dayattığı hız, bizi daha üretken değil, daha yorgun ve daha yabancı bireyler hâline getiriyor. Sürekli bağlantı halinde olmamıza rağmen, derin ilişkilerden uzaklaşıyoruz. Her şeyin daha hızlı olması gerektiği fikri, şehirleri yaşanmaz, insanları tahammülsüz, ilişkileri sığ kılıyor. Yazar, “yavaşlık” kavramını yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir direnç biçimi olarak sunuyor: Daha az değil, daha derin yaşamak için bir çağrıydı belki de bu.
İlişkiler, çocuklar, şehirler... Hepsi hızın kurbanı olmuş gibi. “Çocuk yetiştiriyoruz, hormonlu domates değil!” cümlesiyle, çocukların büyümesine bile sabırsızlandığımızı yüzümüze vuruyor. Sevgi, ilgi, oyun, yalnızlık ve zaman; bir çocuğun gelişiminde en çok ihtiyaç duyduğu şeyler. Güzellik bile zamana ihtiyaç duyar; çünkü gerçekten görmek için yavaşlamak gerekir.
Bu çağda mutsuzluk, artık yalnızca bireysel bir duygu değil; toplumsal bir salgın hâline geldi. Önceki çağlarda bedensel, ruhsal belirti olan şey artık kaygı nedenimiz oldu. Yazar, kötülüğün doğuştan değil, öğrenilerek ve çoğu zaman sessizce büyüdüğünden söz ediyor. Örneğin şiddetin kaynağında, yüksek ve şişirilmiş egoların incinme korkusu, bastırılmış sevgisizlikler ve