Gönül

Gönül
@Matgnl34
Peronlarda bulunan sarı çizgiyi geçmeyen ve her ne sebeple olursa olsun Ray Hattına inmeyen// Duygusallığı diz boyu ikizler burcu.. // Hayır demesini bilmeyen ve daima gülen biri️
10/10
·235 syf.··
2021 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2021 23:00
Yağlar sattık ballar sattık, ustamız öldü ama vazgeçmedik, kaçmadık. Aç kapıyı bezirgân başı, kapı hakkı ne verirse razıyız dedik; bir sıçan.. iki sıçan.. hooppp üçüncüde hiç mızıkçılık yapmadan dolaba kapandık. Sokakları kutu kutu boyadık da sek sek sekmelere doymadık. Birler, dizler, beller... Sabahtan başladık ayaklarımıza kara sular inene kadar ipler atladık. Toplar yaksa da ter şu içinde ortada sıçanlar oynadık. Biz doksanlarda çocuk olanların tek engeliydi akşam ezanları. " Ezan okunmadan evde ol ! " annemin nidası hâlâ kulaklarımda. Akşam ezanlarına kadar sınırsız bir çocukluktu bizimki. Meselâ karnında ziller mi çaldı? Çalsın... O oyun yarım bırakılmaz, bırakılamazdı. Ama mutlaka bir komşuanne imdada yetişir, salçalı ekmekler sokakta mideye inerdi. Okula giderken " offf..puffflar " yoktu. Her gün yeni bir heyecan ile gidilirdi. Ama öyle servisle filan değil. Tüm mahalle çocukları el ele tutuşur bazen kahkahalar ile bazen itiş kakış gidilir gelinirdi. Sonra... " Lüküs kamarada kimler oturur." diyen Sezenler, " Kız hepsi senin mi ? " diyen Tarkanlar, " Domates biber patlıcan. " diyen Barış abiler, " Şiştt şiştt sakin ol,sinirlerine hakim ol."diyen Sertap ablalar, " Aboneyim abone, biletleri cebimde. " diyen Yoncamikler vardı. Ruhumuzda çiçekler açtırır gözümüzde ilâhlaşırlardı. Bu kitap, unutulan ( arkadaşlığı, dostluğu, vicdan sahibi olmayı, sevgiyi,dürüstlüğü, yetinmeyi, az ile mutlu olabilmeyi ) değerlerimizi bütün içtenliği ile sıcacık hatırlattı bana. Çocukluk, zamanın bir köşesinden bana hâlâ göz kırpıyor belki de... Özlemişim meğer tasasız yaşamayı. Şimdilerde her şey yavan, sahte ve ruhsuz... Bu cağın çocuklarının uçurtmaları tellere takıldı. " Biz sokaklarda oynayan dertsiz son nesildik." Bizim çocukluğumuz
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Gönül
Şahane yorumlama. Başlarken kitaba şifa oldu. Emeğinize sağlık
Reklam
Bir Mutantın Gerçekleri Öğrenme Macerası
Puan vermedi·211 syf.·
2021 40. kitabı
Bir Çift Yürek kitabın ismini son sayfaya kadar anlamadığım ama anladıktan sonra sevdiğim bir kitap bu. Kitabı sanki okumadım da yaşadım. İçinde Marlo Morgan isimindeki doktorun Avusturalya’ya iş için çalışmaya gidip,kendilerine “Gerçek İnsan Kabilesi” adını veren insanlarla yolunun kesilmesi ve bu kabilede yaşadığı maceraları anlatan bir kitap. Beni şaşırtan konu bu Gerçek İnsan Kabilesi’nin dünyadan, gelişmelerden, ve en önemlisi kitaplardan uzak olarak yaşamalarına rağmen bu kadar bilge olmasıydı. Ben bilgi edinmek için kitaplar okuyorum ama onlar hiç böyle bir şey yapmıyor. Bence bunun sebebi sadece hayatı yaşıyorlar yani bizim yapamadığımız şeyi yapıyorlar. Gerçek İnsan Kabilesi telepati ile konuşabiliyorlardı ve bende bunu denemek için anneme telepati ile konuşmaya çalıştım ama olmadı Kitabın içindeki olayları yaşamak isterdim çünkü onlar YAŞIYOR ama biz yani Gerçek İnsan Kabilesinin dediğine göre Mutantlar (ki bence bu konuda haklılar) ise YAŞAMAYA ÇALIŞIYORUZ. Bulutlara Sevdalı insan olarak benim en çok sevdiğim alıntı bu: ︎”Pek çok mutant, yağmurun altında çıplak durmanın nasıl bir duygu olduğunu tatmadan bu dünyadan göçer giderler.” gerçekten de birçok insan yukarıdaki çomçopçok güzel bulutları fark etmeden; yağmur damlalarının kalbimizi temizlemek için yağdığını hissetmemeleri beni çok üzüyor :( ︎︎ Kitabı okurken içimde inanılmaz bir şekilde böcek yeme istegi oluştu okumak isteyenlere önerim kendinizi böceklerden uzak tutun kitabı olurken:) Bulutlara emanet olun:)) İyi okumalar;)
Yaşam
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Klan Yayınları · 201927,5bin okunma
Gönül
Bu incelemeyi okuduktan sonra gerisini okumaya gerek duymadan kitabı okumayı sürdürüyorum. Emeğinize sağlık çok beğendim
8/10
·224 syf.··
2018 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2018 01:26
Aysun Kayacı'nın sosyoloji dünyasını çatlatan meşhur tespitini pek çoğunuz bilirsiniz; "Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, 'dağdaki çoban'la benim oyum eşit mesela. Niye? Hiç vergisini vermeyen biriyle niye benim oyum eşit. O benim kadar duyarlı benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba" 'BEN VERGİMİ VERİYORUM...' İşte bunlar hep aşırı dozda beynimize Hollywood filmi akıtılmış bir nesil olmaktan ileri geliyor sevgili 1k dostları... "Ben vergimi veriyorum lanet olasıca aynasız, bana hiçbir şey yapamazsın. Hemen toprağımdan defol!" Evet, bir birey olmanın ifadesi olarak 'vergi veriyor olmak' kültürümüze yeni giren bir kavram. Mesela ben dedemden veya babamdan hiçbir zaman 'evladım sakın ha vergini ihmal etme, günü gününe öde vergini' şeklinde bir nasihat işitmedim. Siz işittiniz mi? Pekâla, bu tespitin devamına da bir göz atalım; "O benim kadar duyarlı, benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba?" İşte burası çok daha kritik! Şimdilik burada dursun, birazdan tekrar döneceğiz bu yakarışa... Amacım, değerli bir Aytmatov eseri incelemesinde Aysun Kayacı yergisi yapmak değil tabii ki. Herkesin fikri kendine... Ancak bu yaklaşımın genel manada elit bir kesim tarafından içten içe alkışlandığını bilmeyecek kadar da saf insanlar değiliz nihayetinde... Peki, 'Elvada Gülsarı'nın tüm bunlarla ne alakası var?' diyenler için sadede gelelim o halde... Çok alakası var... Çünkü bu kitap, neredeyse baştan sona bir çobanın hayat hikayesini anlatıyor. Bu öyle sıradan, dümdüz bir hayat hikayesi değil... Çobanlık mesleğinin inceliklerinden, bu mesleğin insanda yarattığı tüm mesleki deformasyona kadar ince ince işliyor Aytmatov... Bir çobanın hüznü, sevinci, mesleğine, içinde bulunduğu topluma ve mesleğinin varlık nedeni olan
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,1bin okunma
Gönül
👍👏👏👏
Puan vermedi·142 syf.·
2018 28. kitabı
Yorumuma bir kızılderili şiiri ile başlamak istiyorum; Geliyorlar ötelerden. Başıma garip belalar geldi ama yine de benimdir bu koskoca ülke... Bartolome de Las Casas, yerli halka hristiyanlığı aşılamak için Amerika’ya gitmiş bir papaz. Kristof Kolomb’un yakın arkadaşlarından birisinin oğlu. Ömrünü Kızılderililerin haklarını korumaya adamış ve onların lehinde yasalar çıkartacak kadar da başarılı olmuş. Kitapta, yerlilerle İspanyolların nasıl karşılaştıkları ve İspanyolların yaptığı vahşeti aktarmaya çalışmış. Örnek olarak adaların birinde yaşananları aktarmak istiyorum; İspanya’daki patronlarından birine yazdığı bir mektupta da Kolomb, yerlileri tanıtmak için şöyle diyor: ‘Son derece sade, dürüst ve aşırı düzeyde eli açık insanlar. Herhangi birinden, sahip olduğu herhangi bir şey istenince, hemen veriyorlar. Başkalarına olan sevgileri, kendi özlerine olandan çok daha fazla. Ama bu övgüleri sıralayan Kolomb, günlüğün bir yerinde de şöyle diyor: “Bunlardan çok iyi hizmetkâr olur. Sadece elli adamla bütün bu yerlilerin hepsine kolayca boyun eğdirebiliriz ve her istediğimizi yaptırabiliriz.” Bu sözleri sonrası çok farklı gelişmeler yaşanıyor Yerli halktan Yararlanmak veya kötüye kullanmak amacıyla karılarını, çocuklarını alıp emek ve alın teriyle kazandıkları besinlere el koyuyorlar bu gelişmeden sonra uğradıkları şiddet ve aşağılama karşısında yerliler, bu adamların gökten inmediğini anlıyorlar. O zaman, bazıları yiyeceklerini, bazıları kanlarını, bazıları da çocukları saklıyor. Diğerleri, böyle gaddar ve korkunç insanlardan uzaklaşmak için ormanlara kaçıyor. Hristiyanlar halkı tokatla, yumrukla, sopayla dövüyorlar, hatta köy beylerini ele geçiriyorlar. Cüretkârlıkları ve küstahlıkları öyle
Yerlilerin GözyaşlarıBartolomé de Las Casas · İmge Kitabevi · 2020886 okunma
Gönül
Harika bir inceleme emeğinize düşüncenize sağlık ❤️