Dilara

Hak ehli olanın ortaya konan "başarılar"a olan bakışı da hak üzre olur. Yani Allah'ın ve O'nun Rasûl'ünün (sav) ölçüsü üzerine... Bugün de "Adamlar atomu parçaladılar, aya gittiler" diye övüp durduğumuz Batı bu başarıları hak üzre elde etmediği gibi hak yolda da kullanmıyor. Kendi kişisel nefisleri gibi devletleri ve toplumsal sistemleri de "iri, kollektif, bileşik" bir nefistir. Bu nefsâniyetten hak, iyi ve doğru çıkmaz. Öyle olsaydı atomu parçaladıklarında ilk akıllarına gelen ondan dehşetli,binlerce sivilin üzerine atıp yok edecek bir bomba geliş tirmek olmazdı. Dijital teknolojiyi bulduklarında ilk düşün dükleri cep telefonları, bilgisayarlar ve televizyonlar üzerinden dünyadaki herkesi izlemek ve istihbarat toplamak olmazdı.
Sayfa 39
Reklam
Oysa başarmak, Allah'ın izniyle, takdiriyle, lütfuyla olur. Hûd Süresi'nde Hazreti Şuayb'in (as) dilinden olan o duayı öğrenelim ve sık sık söyleyelim: "Ve mâ tevfiki illâ billâh. Aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünib." Bunu bazı mealler "Başarım ancakAllah'tandır. O'na güvendim, O'na yöneliyorum" diye tercüme etmişler. Elmalılı bunu elbette daha güzel bir Türkçe ile tercüme etmiş: "Muvaffakıyyetim de Allah iledir, ben yalnız ona dayandım ve ancak ona yüz tutarım." Yine A'lâ Sûresi'nde muvaffakiyeti verenin Rabbimiz olduğu beyan ediliyor: "Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın. Yalnız Allah'ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, giz-liyi de. Seni en kolay yola muvaffak kılacağız." Yine Bakara Sûresi'nde tevfikin bir hidâyet olduğunu anlıyoruz: "Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbeleri-ni kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır."
Sayfa 36
Kulluk bir ayrıntı, aksesuar veya hobi değildir. Her sıfat, meslek, iş, yol kulluğa tâbidir. Artık kendimize gelelim. "Kendimiz" dediğimiz "Allah'ın kulu"dur. Bizim unvânımız da, şanımız da, farkımız da budur. Medeniyetimiz, geleneğimiz, ilmimiz, sanatımızın kaynağı yine kulluktur. Şerefimiz de, nimetimiz de budur. İmanın ve kulluğun kadrini bilelim ki Hak katında takdir görenlerden olalım.
Sayfa 35
Gençliğimden beri haykırıp duruyorum: "Gerçek güç, insan olmak ve insan yetiştirmektir" diye... Yetişmek ve yetiştirmek... Bu bizim İslâm, imân, ihsân vazifemizdir. İnsan olmak, adam olmak ve yetiştirmek şunun bunun için değil, Hak içindir. Medeniyet, siyaset, felsefe, hemşehrilerimiz için değil, ecdadımıza lâyık olmak için değil; Allah için, Allah'a yaraşır kul olmak ve böyle kulların yetişmesinde çile çekmek içindir. Bu adamlık okulda okutulmaz, kullanım kılavuzu, bitirme sertifikası yoktur, bir hobi değildir. Adamlık, adam olanlardan öğrenilir. Uzun uzun konuşarak değil, hâlleşilerek öğrenilir. İnsanlara bağıra bağıra "siz şöyle şöyle kötüsünüz" diye parmak sallayanlardan değil, adamlığı kalbine nakşedenlerin sükût sohbetlerinden öğrenilir.
Sayfa 23
Kavramı kaybeden anlamı kaybeder.
Bu kompleksle birlikte tevhid dilini de kaybediyoruz. Dili kaybetmek, dini kaybetmenin ilk aşamasıdır. Tevhid kavramları farklıdır, onları öğrenelim, onların anlamlarına erelim, yaşayalım, yaşatalım. "Etik" değil "ahlâk," "estetik" değil "bediiyyât," "bağış" değil "sadaka," "güvenlik" değil "emniyet," "empati" değil "hâlleşme" vb. denmeli. Çünkü çok iyi biliyoruz ki Batı'yı ve bâtılı meşrulaştırmanın ilk adımı Batı'nın ve bâtılın kavramlarını geçerli ve değerli görmektir. Çünkü her kavram bir anlamı taşır. Kavramı kaybeden anlamı kaybeder. Batı'ya karşı asıl mağlubiyetimiz savaş meydanlarında olmadı. Asıl mağlubiyetimiz bâtılın kavramlarını, dolayısıyla anlamlarını, düşüncesini ve ahlâkını benimsemek oldu. Kıyafetten tutun, bugün dindarlarda görülen her türlü sapmaya kadar... Kısacası Batı ve bâtıl size ne yaparsa yapsın onun kullandığı kavramları reddediyorsanız, onun dinini reddediyorsunuz demektir. Bu ise gerçek direniştir.
Sayfa 10