Dilara

Yetmiş şehide yetecek kadar bez bulunamıyordu. Tedarik için kefen yerine kullanılabilecek ne varsa getirildi ve örtülerden birini de Mus'ab ayırdılar. Fakir bir kadının eskimiş bir entarisine benziyordu. Galiba Medine'den koşup gelen kadınlara aitti. Onu üzerine örtmeye çalıştılar. Ayaklarına çekilince başı açıkta kalıyor, başına çekilse ayakları ortaya çıkıyordu. Ebedi merhametin denizi, mutlak iradenin aynası gülüm bunu görünce gözleri nemlendi. Ashabdan bazıları da hıçkırıklarıyla ona eşlik ettiler. Bir zamanlar kat kat ipekler giyen Mekke'nin zengin asilzadesi Mus'ab b. Umeyr, dünyadan gittiği o anda, içine konulacağı daracık bir çukur ile kefenlenecek bir parça bezden bile yoksun kalmıştı. Bedeninin açık kalan kısmını otlarla örtüp onu toprağa indirdiklerinde artık gülümdayanamadı. Sonra da ashabın gözyaşları sel oldu. Mus'ab, dünyaya gözünü kapayarak nimetlerine yüz çevirmiş, sırtını dönmüştü. Dünyayı ne vatan edindi, ne de mesken tuttu. Bilakis iradesinin atını Allah'tan yana sürdü, dizgini sapasağlam yönetti. Bu, Allah'ın da onu tutması demekti. Zaten bir müddet sonra Cebrail bir haber getirdi: "Müminlerden öyle mert adamlar vardır ki Allah ile olan ahitlerinde sadık çıktılar. Onların bir kısmı ahdini yerine getirip şehit oldu!" Ahzab suresi, 23.ayet
Sayfa 444
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kudûmun rahmet ü zevk ü safâdır yâ Rasûlallah Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ Rasûlallah (Aziz Mahmud Hüdayî) Gelişin âlemlere rahmet, mutluluk ve esenliktir ey Allah'ın elçisi; varlığın da âşıklarının dertlerine deva...
Sayfa 441
Afra'nın oğlu, kahramanlık oyunları оуnadığı, gönüllü olup sefere beraber çıktığı arkadaşını, can dostunu, kollarında taşıyacağını hiç ummamıştı. O bayılırken feryadı bütün savaş meydanını sarstı: "Muaaaaaaaaazz!.. Haaayyııııııırr!.." Bu çığlık içimi yaktı. Yiğit iken ölen genç ekinler misali... Anladım ki Bedir, verilmiş on dört şehit ile yetmiş ölüden ibaret değildi. Alınmış yetmiş esir demek hiç değildi. Bedir bir zaferin, bir var oluşun adıydı. İslam adına "Ben de varım!" diyen üç yüz on üç erin tarihe geçmesinin adıydı, Muaz'ın adıydı. Ve müstehakkını bulan Ebû Cehil'in. Çünkü onu son bir kez kontrole giden Abdullah b. Mesud, can çekişirken bulup da kendi kılıcıyla nefesine son verdiğinde gülüm secdeye kapanmış, "Allahu Ekber!" dedikten sonra ashabına dönüp "O, bu ümmetin Firavun'u idi!” buyurmuştu.
Sayfa 401
Gülüm, ashabının düşüncelerini söylemelerini istedi. Önce Muhacirlerden Mikdat b. Esved söz aldı: "Ey Allah'ın elçisi! Biz sana, İsrailoğulları'nın Musa peygambere 'Artık sen ve Rabbin beraber gidin ve savaşın, biz burada oturacağız' dedikleri gibi demeyiz. Biz sana ancak, 'Düşmanın üzerine yürü, biz de seninle beraberiz!' deriz." Gülümün mutlu olduğu nadir anlardan biriydi. Mikdat çok iyi bir hamle yapmıştı.
Sayfa 394
Umutlanmıştım; her şey yoluna giriyordu. Ama olan yine oldu. Bir sabah şehir, Ensâr'dan bir kadının öldüresiye dövüldüğü haberiyle çalkandı. Tam da İslam'ın, kadınların güçsüz görüldüğü, alınıp satıldığı, haklarının gasp edildiği zamanları tarihe gömmek üzere olduğu bir anda... Haber herkesi ayağa kaldırmıştı. Adamın biri, Beni Kaynuka Çarşısı'ndan evine dönmekte olan bir kadının üzerindeki sıradan ziynetlere tamah etmiş, gerdanlığını aldıktan sonra, kimseye şikâyet edemesin, faili meçhul kalsın diye başını taşla ezip bırakmış. Ömürlerin sahibi Allah'tır ya, kadın ölmemiş. Onu can çekişir hâlde bulan kişi derhal gülümün huzuruna getirdi; üç şüpheli isimle birlikte. Kadın konuşamıyordu. Gülüm ona şüphelilerin isimlerini sırayla söyledi. İlk ikisinde başıyla hayır işareti yapan kadın üçüncüde faili teşhis etti. Bu adam bir Yahudi idi. Ensâr'dan bir kadın, bir Yahudi tarafından gasp edilip ölüme seza görülmüştü. Müslümanlar galeyana geldi. Gülüm hadiseyi hukuka göre halletmek gerektiğini söyledi ve adı anılan Yahudi'yi huzura getirdiler. Çaldığı gerdanlık koynundan çıktı. Gülüm kısasa hükmetti ve adam, tıpkı kurbanı gibi başı ezilerek öldürüldü. Bu hadise, neye inanırsa inansın, Medine'deki her kadını sevindirdi. "Muhammed, kadınları hukukî güvenceye kavuşturdu, onlara şahsiyet kazandırdı," diyorlardı. Oysa çölde kadının hiçbir değeri yoktu. Müşrikler istedikleri sayıda kadınla evleniyor, bunların hiçbirini kendisiyle eşit tutmuyor, bazen iki kız kardeşi birden alabiliyordu.
Sayfa 376