Bir alim görmüştük, nadir görülen bir hastalık sebebiyle başından ve sırtından rahatsızlanmıştı. Bunun üzerine bütün ilimlerden el çekti, bildiklerini unutmaya, malûmatını karıştırmaya başladı; geçmiş günlerinde ve ömrü boyunca elde ettiği her şey hafızasında gizlendi, örtüldü. Sonra sıhhat buldu, iyileşti, bunun üzerine unutkanlığı gitti, nefs bildiklerine geri döndü, hasta günlerinde unuttuklarını tekrar hatırladı. Böylece anladık ki ilimler yok olmaz, yalnızca unutulur. Yok olma ile unutma arasında fark vardır, zira yok oluş çizgi ve resimlerin ortadan kalkması, unutuş ise bunların birbirine karışmasıdır. Unutmak, güneş ışığını gözlerden saklayan bulutlar gibi olup güneşin yeryüzünün yukarısından alt tarafına inmesi demek olan gurub gibi değildir. Nefsin taallümle uğraşması, ilk yaratılışta ve ilk temizlik durumunda bildiklerine geri dönmek için nefsin cevherine ârız olan hastalığın giderilmesi demektir. Taallümün sebebi ve amacını, nefsin hakikatı ve cevherini anladıysan bilmiş ol ki hasta nefs taallüme ve ömrü ilimleri elde etmek için harcamaya ihtiyaç duyar. Hastalığı hafif ve zayıf, kendisindeki şer küçük, örtüsü ince, mizacı sağlam olanların ise çok fazla taallüme ve yorulmaya ihtiyaçları yoktur, bunlar için en küçük bir tefekkür ve nazar yeter ve kendilerini asıllarına döndürür. Böyle küçük bir tefekkür sayesinde başlangıç durumunu ve hakikatini kabul eder, gizli hususları idrâk eder, kendinde bilkuvve olanı fiile, kendinde gizli olanı açığa çıkarır.