"Âdem" kelimesinin kökanlamlarından birisi "insicâm ve ülfet"tir. Demek ki adem olmak her şeye, herkese, en başta Allah'a yakın olmak demektir. Yani âdem her varlıkla arayı doldurmak demektir. Adem ise onun zıddıdır. Yokluktur, boşluktur. Batı, işte bu Âdem'i ademe mahkûm etti.
Şunu artık anlayalım: Kendisi olamayanın kendi dili olamaz. Başka dünyaları ve dilleri de asla hakkıyla anlayamaz. Bu kopuş içinde olanlar gerçek Batı'yı da bilmezler. O yüzden ABD'de zencilerin kölelikten kalan zararlarını giderme anlamı olan "positive discrimination" kelimesini, geçmişinde böyle bir lekesi olmayan şu memlekette "pozitif ayrımcılık" olarak tercüme edip rahatlıkla kullanabilirler. Batı'da bizdeki "dindarlık" kavramı ile ilgisi olmayan "muhafazakârlık" kavramını da öyle...
İslâm ve Batı medeniyetinin siyaset anlayışındaki fark, sadece "siyaset" ve "politika" kelimelerinin kök anlamlarına bakarak bile anlaşılabilir. Çünkü "seyis" atın sadece yöneticisi değil, aynı zamanda terbiyecisi ve bakıcısıdır. Yani bizde "siyaset" sadece yönetmek değil, aynı zamanda toplumun vasfını yükseltmek anlamına gelir. Seyis, ata şefkat gösterir, onu sever, ondan mes'uldür, ona bağlıdır. "Politika" kavramı ise "polis"in, yani şehrin idaresi anlamına gelir. Halkın vasfıyla, niteliğiyle, muhabbetle ilgili bir anlamı yoktur. Halkı nasıl buldu isen öyle yönetmek anlamına gelir.
Tefhîm, tefrîke dayanır. Yani tam anlayış ve kavrayış, ince farkları bilmek ile ilgilidir. İlimde her şeyi bilmek değildir, bir şeyi nasıl bileceğini bilmektir. Yani usûl bilmektir.
Kısacası ekonomide de, siyasette de pek demos yok. İngilitere demosu, oturduğu konutların önemli bir kısmında bir dükün, bir lordun veya bir düşesin kiracısı... Aristokrasi ve zengin koalisyonu bir tröst gibi bütün üretime ve ekonomik varlıklara çökmüş durumda. Demos bunun karşılığında bu devasa kârdan payına düşen kırıntıyla idare etmek durumunda. Kişi başına düşen gelir 42 bin dolar diye okursunuz. Bir kere o kişi başına değil. Aristokratları ve onların ortakları olan küresel sermayeyi çıkarırsanız geriye evi, arabası, işyeri hayat boyu ipotekli, modern esirler kalıyor. Bir ülkenin yarısı, ekonominin büyük kısmı aristokratlara aitse orada demokrasi nasıl mümkün olur? Aristos-krasi ile demos-krasi nasıl telif edilebilir? Ama yine de demosun %70'i kraliyet ku-rumunu destekliyor.
Kısacası, demokraside demosun adı var, kendi yok.