“Ciltler dolusu ansiklopediye eş inkâr antolojimizden bir misal : İyiyiz!
Değiliz! Kötüyüz! Yalnız olduğumuzun, ölümlü olduğumuzun, kötü olduğumuzun farkına vardığımız an düşünebilmeye başlamışız demektir ki düşünmenin sonu yoktur. ” (önsöz s. 8)
Bu alıntı o kadar çok şey anlatıyor ki ama ben bu postta kitapta en çok geçen mefhum olan “ölüm”den iki kelam etmek isterim. Ölüm fenomeni bilimin, dininin ve felsefenin temel problemidir. Ölüm en büyük gerçeğimiz. Biliyorum ölüm hakkında birçoğumuz ben de dahil konuşmayı pek sevmeyiz hatta ölümden çok diğer dünyayı konuşuruz oysaki ölümde doğum gibi bir olaydır ve bunu kabullenmek gerekir çünkü her bir gün ona yaklaşıyoruz. Kierkegaaed ve Heidegger ’e göre ölüm insanın en kişisel olanağıdır ve bedensel fonksiyonların durması değil bir varoluşsal süreçtir. Varlık ve varoluş hayat ve ölüm ile anlam kazanır aslında. Kitapta Adem karakteri isim ile bir sembolizasyon yapmış yazar, adem “yokluk” demek varlık ve yokluk iki zıt gibi görünen birbirini anlamlandıran kavram. Yokluk aslında bir başlangıç. Ölümü gündeme getiren bir konu yapan, onu sorunsallaştıran, sıradanlaşmasından kurtaran Heidegger ve Sartre gibi egzistansiyalist ve en önemli teşekkürü yazar emre timur ’a borç bilirim. Palyaçonun Listesi kitabınızda sizi rahatsız etmeyen kitapları okumayın demiştiniz sanırım bu dediğinizi şimdi gayet iyi anlıyorum, bu kitap beni araştırmaya, hayır ya ben böyle düşünüyorum diyip eleştirel düşünmeye ve gündelik hayatın içinde o çarkta dönerken ne oluyor, n’apıyoruz diyerek ve acıyla, en derinden etkilendiğim aşk hikayesini gözlerimi nemlene nemlene okudum.
Ötekiler kim sorusuna kitaptan cevap vermek istiyorum.
“Ötekiler diyordun? O nedir?
“İşte bu köle sürüsünün içinde olmayanlar öteki’dir Hanımefendi. ”
Hepimiz aslında bir ötekiyiz,