📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geçmişin havasından kurtulup, yeni havayı kucaklamak. Kendisini ne zaman geçmişinden koparabilecekti? Geçmişten kurtulma çabası da özünde bir tür hırs değil miydi?
Hainin Mührü 2. İncelemesine çok geç kaldığım bir kitap. Ama çok sevdiğim bir kitap olduğu için sadece hislerimi yazmam bile yeterli olur. Serinin ikinci kitabında Lunu’ma ve Hodbin’ime kavuştum. Arm hariç tüm karakterleri seviyorum ancak Lunu ve Hodbin benim için bir başka. İkisine de bayılıyorum. Bu kitapta Arm’dan ciddi anlamda öyle bir nefret ettim ki… Bu nefretimi durduramıyorum ben bu çocuğa karşı. Hiç sevmiyorum… Yine nefretimi tetikleyen bir alıntı eklemek istiyorum buraya.
“Lunu pekala kendi başının çaresine bakabilirdi. Arm’ın ona kalkan olduğu dönemler artık bir son bulmalıydı.” Dedi Lunu olmasa çoktan geberip gidecek olan Arm. Ben sanırım Arm’dan neden nefret ettiğimi buldum. İnsan kardeşini bir kalemde silemez! Asla. Silerse o kardeşlik olmaz. Hikaye yani o bana yalan söyledi safsatası… Neyse Arm nefretimi de yazdığıma göre devam edebilirim.
Serimizin devamında bizim çocuklar kendilerini yine kaosun ortasında buluyor ve buldukları yeni dünyada işler istedikleri gibi gitmiyor. Onlar oranın dinamiklerine ayak uydurmaya çalışırken yine vahşi bir dünyada hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Bu mücadeleleri çok güzeldi ve çok etkileyiciydi. Dante’yi de çok seviyorum ve kendine has tarzına hastayım.
Yazarın kalemine zaten bayılıyorum. Olaylar sizi asla sıkmadan ilerliyor ve minik minik değindiği detaylar çok güzel. Çürük olan ve toplum olmayı başaramayan bu toplulukları çok güzel anlatıyor ve değiniyor.
Kitaba sonradan giren karakterleri ben çok sevdim. Genelde sonradan giren karakterleri pek sevmem ama bu kitapta öyle olmadı. Onları da sevdim. Gençlerin başlı başına mücadeleleri, yaşadıkları beni etkiledi. Beni en sonda güzel bir ters köşe yaptı. Genelde kolay kolay ters köşe olmam ama bu iki oldu yazarım. Hodbin’i bulduğum yerde boğacağım. Sarıladabilirim.
Dune Mesihi. Paul ve Alia’nın yolculuğunda ikinci kitap. Birinci kitabın incelemesinde fazla spoiler olmasın diye Alia’dan bahsetmemiştim. İnanılmaz bir karakter olarak kitaba girdi. Anne rahmindeyken elde ettiği bilinçle çok farklı bir yaşam formu oldu bence. Ne insan diyebilirim ne de başka bir şey. Dolayısıyla ben çok sevdim. En sevdiğim karakter oldu diyebilirim.
Serinin 2. Kitabında yeni bir imparatorluk ve bu imparatorluğun kurulduğu hızla çürümesini okuduk. Temeli sağlam olmayan her topluluk çürümeye mahkumdur. Burada da temeli ne kadar sağlam gözükse de aslında bir jenga gibi tek harekette yıkılacak bir İmparatorluk kuruldu. Paul’un birinci kitapta kaçmak isteyip kaçamadığı ne varsa başına geldi. Cihat’ı istemiyordu ama kendisi yaptı. Gerçekten kaçmak istedi mi? Yoksa içten içe aslında gerçekleşmesi için duyduğu hazza engel olamadı mı? Bence ikincisi…
Bu kısımlar beni açıkçası çok yanılttı. Zaten Paul en başından beri Cihat’ın gerçekleşeceğini görüyordu. Ancak onun bir kahin olması, geleceği binlerce farklı formda görmesi bizim ne işimize yaradı? Bence hiçbir işimize yaramadı. Çünkü sonuç gene aynı oldu. O zaman Paul’un kehanetleri ya da geleceği görmesi neyi değiştirdi? Kitabın başından beri hemen hemen hiçbir şeyi… Bazı şeyleri sonuna doğru değiştirmeyi başardı belki ama onları da yarım yamalak yaptı. Hem Paul hem de Alia’nın üstüne yüklenen o tanrısal bakış açısı ve kahinlikleri ne işimize yaradı? Ben bu konuda büyük bir farklılık ya da başka bir şey göremedim. Daha farklı olaylar görmek isterdim.
Dune hayranlarını kızdırmak istemem, ki ben de hayranım ancak 2. Kitap benim için bir hayal kırıklığı oldu. Olaylar birinci kitabın sonunda zaten çok hızlı ilerlemişken ve ben onu sindirememişken ikinci kitap benim için şok edici oldu. Olaylar hızla ilerlemiş,