Sadece sessizlik nehrinden içtiğinizde gerçekten şarkı söyleyeceksiniz. Dağın tepesine vardığınızda tırmanmaya başlayacaksınız. Toprak kolunuzu ve bacağınızı istediğinde gerçekten dans edeceksiniz.
.. Oysa şimdi bağırarak ilan ediyor varoluşunu ve gözlerinin önüne seriyor. Bu her zaman böyledir, ayrılık vakti gelene kadar bilmez sevgi kendi derinliğini.
Ayrılık günü, aynı zamanda bir toplanma günü
mü olacak?
Ve akşamımın, aslında şafağım olduğu mu söylenecek?
Sabanını tarlasının ortasında bırakana ya da üzüm
cenderesinin çarkını durdurana vereceğim şey nedir?
Meyvelerini derleyip o insanlara verebileceğim yüklü
bir ağaç mı olacak kalbim?
Ve arzularım pınar gibi çağlayıp, çanaklarını doldurabileyim diye akacak mi?
Bir yücenin eliyle dokunacağı bir arp mı, yoksa nefesini üfleyebileceği bir ney miyim?
Sessizliklerin peşine düşen ben, sessizliklerde nasıl bir hazine buldum ki bu sessizliği başkalarına da güvenle dağıtabileyim?
Bu gün hasat günümse şayet, anımsanmayan hangi mevsimde, hangi tarlalara ektim tohumları?
Ve eğer Fenerimi havaya yükseltme vakti gelmişse gerçekten, içinde yanan benim alevim olmayacak.
Bomboş ve ışıksız havaya kaldıracağım fenerimi. Gecenin muhafızı da yağla doldurup aydınlatacak onu.