Buraya kadar, Tanzimat'tan bu yana varlığını sürdüren bir kalıptan söz ettim.
Doğu bazen yaşlı aklı,
bazen olgun fikirleri,
bazen fetih hülyasını,
bazen bozma kudretini,
bazense sadece ruhu temsil ediyorsa da
hemen her durumda
eril bir kimlik olarak temsil edilmişti.
Avrupa'ysa bazen bozulmayı bekleyen bakire,
bazen baştan çıkaran kadın,
bazen ihtiyar kahpe,
bazen yutucu dişi olsa da
hemen hepsinde
dişil özellikleriyle karşımıza çıkıyordu.
O halde aklını kullanıp kadını ehlileştirecek,
veya maddeye mana,
bedene ruh katacak olan ya da
"Ruhumu Geriye Ver"de olduğu gibi ruhunu,
onu emip yutan dişiden geri alacak olan Doğulu erkekti.
Aşağı yukarı böyle bir kalıp vardı burada.