-Neden اَعْبُدُ اَسْتَع۪ينُ yani "Ben ibadet ve istiane ederim" denilmedi?
Nun-u mütekellim-i maalgayr ile, yani "Biz sana ibadet ve istiane ederiz" demiş?
***Birden o "nun" kapısıyla bir seyahat-i hayaliye meydanı açıldı. Namazdaki cemaatın azîm sırrını ve büyük menfaatini ve bu tek harf bir mu'cize olduğunu şuhud derecesinde bildim ve gördüm. Şöyle ki:
*Ben o zaman İstanbul'da Bayezid Câmii'nde namaz kılarken,
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ
dedim. Baktım, o "Camideki Cemaat", benim gibi diyerek bu davama ve اِهْدِنَا daki duama tamamen iştirak edip tasdik ettikleri zamanda, bir perde daha açıldı.
*Gördüm ki; İstanbul'un "Bütün Mescitleri" büyük bir Bayezid hükmüne geçtiler. Aynen benim gibi
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ
deyip benim davalarıma ve dualarıma imza basıyorlar, âmîn diyorlar. Ve bana bir nevi şefaatçi suretini almaları içinde, hayalime bir perde daha açıldı.
*Gördüm ki; "Alem-i Islam", büyük bir mescid suretini aldı. Mekke, Kâ'be mihrab hükmüne geçti. Bütün namaz kılan müslümanların safları, dairevî bir tarzda o kudsî mihraba teveccüh ederek, benim gibi
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ ٭ اِهْدِنَا
deyip, herbiri umum namına hem dua, hem dava, hem tasdik eder, hem onları kendine şefaatçi yapar. Hem bu kadar azîm bir cemaatin yolu, davası yanlış olamaz ve duası reddedilmez; şeytanî vesveseleri tard eder diye düşünürken ve namazda cemaatin büyük menfaatlerini bilmüşahede tasdik ederken, bir perde daha açıldı.
*Gördüm ki; kâinat, bir câmi-i ekber ve "Bütün Mahlukat Taifeleri", bir salât-ı kübrada cemaat ile herbiri kendine mahsus bir ibadetle ve hal dili ile bir nevi namaz kılıyorlar gibi Mabud-u Zülcelal'in muhit rububiyetine karşı çok geniş bir ubudiyetle mukabele için herbiri umumun şehadetlerini ve tevhidlerini