"Hiroşima'daki nükleer patlamadan sonra üzerindeki giysilerin deseni kadınların tenine nakşolmuş, derler. Bir kadının sayısız kez bıçaklanarak öldürülüşünü izledim geçen gün. "Yardım edin" yakarışının perde perde soluşunu dinledim. O soğukkanlı kocanın bıçağını çekip kadının üzerine yürümesiyle birlikte orada bulunan herkesin nasıl ustaca sıvıştığına tanık oldum. Sonra da sustum. Tıpkı giysilerdeki çiçek motiflerinin ateşle tene nakşolması gibi, kadınlığın feryatları hepimizin ruhuna ateşle oyuluyor. Kadının kaybettiği bir savaşta kimsenin kazanma şansı yoktur. Yalnızca izliyoruz. "Ölüyorum, yardım edin" diye feryat eden bir kadının öldürülüşünü izlemekle ölüyoruz. Öldürülen her kadınla biraz da erkekliğimiz ölüyor. Ve biz susuyoruz. Kimseye söyleyecek bir sözümüz yok. Kimseye susacak bir sözümüz bile yok. Kendi kendimize susuyoruz.
Kendi kendine susana da deli denir mi?"
Ocakta kaynayan su misali gece
Damla damla savruluyor gök/yüzünde
Parçalanmış ciğerler her bir nefeste
Yazsam bitecek sanırsın gece
Sus/kunluğumda kaç geceyi öldürdüğümü bilmeden.
Haydi, uyu göz/lerim, yaşların damlamasın geceye____Yağmur sansın hicran,
kokusundan alışverisin umudu.
Bir kül tablasına kaç gece yükledik.
Varsın bilmesin hiç birini yanık SEVDA
Sabah hepimize aynı GÜNEŞ doğacak nasılsa!