Düz Dünyacılar, Sezgin Kaymaz’ın yine alışılan anlatı sınırlarını zorladığı, tasavvufi düşünceyi kara mizahla ve sert toplumsal eleştiriyle iç içe geçirdiği oldukça sarsıcı bir kitaptı bence. Daha ilk sayfalardan itibaren ölüm, berzah, melekler ve “Düz Dünyacılar” üzerinden kurulan metafizik dünya okuru gerçeklikle hayal arasında gidip gelen bir anlatının içine çekiyor.
Kitap boyunca “varlık hakkı” kavramı özellikle dikkat çekiyor. İnsan, hayvan, doğa ayrımı yapmadan her canlının eşit bir varoluş hakkına sahip olduğu fikri romanın merkezine yerleştirilmiş. İşte tam bu noktada romandaki köpeklere yapılan zulüm meselesi de yalnızca bir yan detay olmaktan çıkıyor; yazar bunu insanın kibriyle, güç gösterisiyle ve vicdansızlığıyla ilişkilendiriyor. Kitap, hayvanlara uygulanan şiddeti sıradan bir olay gibi göstermiyor; aksine bunun insanın manevi çürümesinin bir sonucu olduğunu hissettiriyor. Özellikle sokak hayvanlarına yönelik hoyratlığın toplumun genel merhamet duygusunu nasıl aşındırdığı romanın her noktasında sürekli dolaşan bir huzursuzluk yaratıyor.
Sezgin Kaymaz’ın anlatım tekniği ise yine oldukça özgün. Bir anda çok ciddi bir metafizik tartışmanın ortasında bulurken kendini, birkaç satır sonra absürt bir mizahla karşılaşıyorsun. Meleklerin konuşmaları, gündelik dilin rahatlığıyla aktarılırken aynı zamanda kadim bir anlatı hissi yaratıyor. Bu yüzden roman ne tamamen fantastik ne de tamamen toplumsal gerçekçi bir yerde duruyor; ikisinin arasında kendine özgü bir alan yaratıyor. Özellikle anlatıcının sürekli okurla konuşur gibi ilerlemesi, hikâyeyi yaşayan bir şeye dönüştürüyor.
Romanın en etkileyici taraflarından biri de insan merkezci bakışı kesinlikle kırmaya çalışması. Yazar, sadece insanların değil tüm canlıların dünyadaki yerini sorgulatıyor. Bu yüzden
Düz DünyacılarSezgin Kaymaz · İletişim Yayınları · 2023792 okunma