Bugünden bakınca o zamanlarda sahip olduğumuz özgürlüğü pek de iyi kavrayamıyorum. Bir diktatörlükte yaşıyorduk, cinayetlerden ve suikastlardan, olağanüstü halden, sokağa çıkma yasağından bahsediliyordu ama bütün bunlara rağmen hiçbir şey beni günümü evden uzakta başıboş geçirmekten alıkoymuyordu. Maipü sokakları o zamanlar tehlikeli değil miydi? Geceleri evet, gündüzleri de öyle, ama yetişkinler ya kibirden ya saflıktan ya da kıbir ve saflık karışımı bir duyguyla bu tehlikeyi görmezden geliyormuş gibi yapıyordu: huzursuzluk yoksulların meselesi, iktidarsa zenginlerin işi, diye düşünüyormuş gibi yapıyorlardı ve hiçbiri ne yoksuldu ne de zengin ya da en azından o sokaklarda o zamanlar henüz kimse öyle değildi.
İdeal eş, bir bilgisayar yazılımı mı? Anlaşılan, insanlar artık hologramlardan sevgi umuyor. Robotlara gönlünü kaptırıyor. Söz, duygu, düşünce hatta deneyim emojiye indirgendi. Benlik imgesi ise avatar. Hipergerçekliğin Everest zirvesi! Androidlerle nikahlanacağız. Etlerimiz kemiklerimizden sıyırılsın. Metal iskelet, elektronik devreler ve harddiskle yola devam ederiz. Markalı, yayımlanan, download edilen sanrılar, yaşantıdan daha güzel. Yapaylık, doğallıktan daha temiz. Ebedi mahkumiyet eşittir özgürlük. Kendini imha ise kemale ermenin güvenli yolu.