Murat Yahşi

Murat Yahşi
Reading it is like a song that touches my soul :)
1931 yılının bir sonbahar akşamı, Dolmabahçe Sarayı'ndaki sofrada Maarif Bakanı Esat Bey (Sagay) Halkevi'nde oyun sahneleyen kız öğrencilerin kıyafetlerinin etek ve kol boylarının kısalığı hakkında olumsuz sözler söyleyince, Dr. Reşit Galip kadınların kıyafetlerine ve davranışlarına müdahale etmenin doğru olmadığı yönünde, kadın haklarını savunan sert bir konuşma yapar. Havanın gerginleştiğini gören Mustafa Kemal Atatürk konunun uzatılmamasını, kapatılmasını dile getirir. Reşit Galip susmaz: "Af buyurunuz Paşam, bu inkılap ve zihniyet meselesidir, müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri gideceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapların zedeleneceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez."
Sayfa 22 - Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tıp fakültesinden hocaları ve öğrenci arkadaşlarıyla birlikte, emperyalizme karşı savaşan Kemalistlere katılmak üzere Anadolu'ya geçen Reşit Galip, Cumhuriyet döneminde de karanlığa ışık taşıyan aydınlanmacılardan biri olur. Tolstoy'un kitaplarında okuduğu "Saadet, sükün ve refah köylerdedir, yere batsın saraylar" sözünden etkilenerek birkaç arkadaşıyla "Köycüler Cemiyeti"ni kurar. Bir doktor olarak düşüncelerini şöyle açıklar: "Biz herhangi bir organı anlamak için nasıl hücreyi açıklamaya mecbursak, bir milleti anlayabilmek için de halkını ve halkının en küçük birimi olan köylüsünün karakterini de anlamak zorundayız."
Sayfa 21 - Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı
İşgal İstanbul'unda, oturduğu apartmanın karşı dairesine el koyan Fransız subaylarıyla yüz yüze gelmekten usanan bir kadın, mutfak balkonundan eline aldığı havan tokmağını bir tencereye vurarak sokakta kalabalık toplar. Gürültü üzerine balkona çıkan işgal subayları, Fransızcayı çok iyi bilen bu kadının sert sözleri karşısında çareyi içeri kaçmakta bulurlar. Bu olay belki de, "tencere tava" çalınan protesto eylemlerinin tarihimizdeki ilk örneğidir. Ressam kadının oğlu da, Beyoğlu'nda sömürgeci ülkelerin bayraklarını asıldıkları yerlerden arkadaşlarının omuzlarına çıkarak aşağı almakta, geceleri sarhoş gezen işgal subaylarını ara sokakların köşebaşlarında dövmektedir. Kadının adı Celile, oğlunun ise Nâzım Hikmet'tir.
Sayfa 20 - Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı
"Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır"... Söze böyle başlar o gün, balkondan konuşan Halide Edip Adıvar... Bir kadın sesidir yankılanan İstanbul'da, işgale ve teslim olanlara karşı, ilk kez... İki İngiliz uçağı direnişi kırmak, halkı dağıtmak için gökyüzünü yırtarcasına alçak uçuş yaparak geçer, isyancıların başları üstünden... Kalabalık iki yana doğru ayrılırken, orta yerde kımıldamadan duran, meydandan ayrılmayan cesur bir topluluk vardır: Kadınlar!..
Sayfa 19-20 / Yere Batsın Saraylar·Kitabı okudu
Alıntı
Bandırma'nın kamarotu Hacı Tevfik Bey'in oğlu, Atatürk'ün yanından ayrılmayacak olan, Çankaya Köşkü'nün kütüphanecisi Nuri Ulusu'dur. 16 Mayıs 1919'da, babasıyla birlikte Bandırma'ya kadar giden Nuri Ulusu, Atatürk'ün ilk İstanbul seyahatinde yanında götürmek istediği kitapları kütüphanede karton kutulara koymaktadır. İçeri giren Atatürk'ün "Ne yapıyorsun?" sorusuna, karton kutular aldırdığını, istediği kitapları onların içine koyduktan sonra trene göndereceği karşılığını verir. Bunun üzerine Atatürk "Dur, biraz bekle" dedikten sonra dışarı çıkar ve kısa bir süre sonra ellerinde iki cephane sandığı taşıyan erlerle geri döner. Nuri Ulusu'nun şaşkın bakışları arasında Atatürk'ün sesi duyulur: "Savaşta bunlarla cephane taşıdık, sen o zaman çocuktun, bilemezsin. Bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve o okumakla, kitapla olur; işte şimdi cephane taşıdığımız o sandıklara kitaplarımı koy, bu sandıklarla taşınsın, cephanenin yerini artık kitaplar alsın."
Sayfa 16 - Cephane Sandığı·Kitabı okudu
Alıntı