Sen yoktun o zamanlar, çocukluğumda en çok yağmuru severdim ben. Ne zaman bir dert gelse bana, yağmur yağar, dinler, dokunur ve topraktan kalkan o kokuyu koklardım. Ateşim sönerdi. Sonra büyüdüm. Gözlerini gördüm. Yandım, yağmur yağdı ve ilk kez sönmedim. Ben yağmurdan daha fazla bir seni sevebildim.
Her şeye rağmen en güzel yanlışımdın sen. Aşka ettiğim yeminleri sende bozmuş olmanın en tatlı hayal kırıklığıydın. Asıl dert, derman diye verdiğindi. Verdiklerini de alarak gittin. Aynı şiirin farklı satırlarıyız şimdi.
Aşkın karşılıksız kalmasının ne demek olduğunu o da anlasın. Güneşe yakınken yanmanın: uzaklaşınca üşümenin manasını çözsün kendince. Bir el uzatımı kadar yakınken bağdat kadar uzak olmanın acısını çeksin.
Defalarca ölmenin yaşamak olduğunu, aşkı, terk etmenin zorluğunu, bazı soruların cevaplarını... Bulacaksınız sıcak ayazda. Kapalı gişe yalnızlık kadar yalnızlık kadar olmasa da güzel bir kitaptı benim için.
Bana öyle bir sihir yap ki hiç dokunmadığın halde her yerimde parmak izlerin kalsın...
Şiiri yarıda, şarkıyı dudakta, bir de seni aşk denen o son durakta unutmam gerek artık...