“Herkesin evden anladığı başkaymış, öyle diyorlar. Herkesin evsizliği de başka o vakit.”
Bu cümleyi okuyunca oturdum uzun uzun düşündüm. Benim için ev ne demek? Tıpkı bunun cevabını bulmak amacıyla uzun bir yürüyüşe çıkan kitabımızın ana karakteri Seher gibi…
"Bize hep direnmeyi öğrettiler. Ama yanlış şeylere direnmeyi. Mesele biraz da kabul etmektir belki."
"Neyi?"
"Kendimizi."
Yazar kitapta buraya sığdıramayacağım ama bu alıntıyı paylaşmadan geçemeyeceğim birçok cümle ile hem Seher ile Ogo’yu hem de biz okurları uzun bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolda hem geçmişi hem şimdiyi hem de geleceği sorguluyor, bizi bugüne getiren olayların bizde yaşayan etkilerini soruyoruz kendimize. Geçmişle gelecek arasında bağlar kurarak ilerleyen, akıcı, sorgulatıcı, anlaşılır bir kitap. Ağlayarak, sinir krizleri içinde ya da Ogo’nun samimi arkadaşlığıyla kalbim ısınarak, yolda karşılaştığım başka karakterlerin hayat hikayeleri ile ağlayıp güldüğüm, her sayfayı merakla çevirdiğim dolu dolu bir kitaptı.
Kitap şifadır. Kitapla şifalanalım; okumakla çiçeklendirelim zihnimizi, ruhumuzu.
Bazen düşünüyorum da, en gevezelerimiz bile aslında ne kadar az anlatıyor. En açık sözlü olanlarımız dahi birbirleriyle ancak sislerin, perdelerin, oyunların arkasından, onların zırhına yaslanarak konuşabiliyor. Bazen kırmamak, bazen de kırılmamak için. Galiba mühim olan birine her şeyi tüm açıklığıyla söylemek ve onun hakkında her şeyi öğrenmek değil, birbirinin zaaflarını, korkularını bilip dürtmeden, yaralamadan, kanatmadan, kabullenmeyi becermek. Şu hayatta hepimizin istediği omzumuzda sıcak bir el ve kulağımızda yumuşak bir ses:"Geçecek."
Huzursuzluk da huzur gibi ruhta köklenen vahşi bir çiçek, baygın rayihasını salıp sivri dikenlerini batırarak içten içe açmaya devam ediyor. Galiba insan yaşı kaç olursa olsun, kanaya, kanata, güle, ağlaya, şükürle isyan arasında gidip gelerek her adımda biraz daha büyüyor.