Hurşit Ağa bir şey söylemeden mendili pencerenin kenarından aldı, dudaklarına götürdü ve öptü. Sonra yine bir şey söylemeden oradan uzaklaştı.
Onlar böyle nişanlandılar...
Çocukluğunda o eski mahallesinde ne güzel kızlar varmış, hepsi de bir içim su... Bu sosyete kızlarının en güzeli bile güzellikte onların eline su dökemezmiş. Sonra ne olmuş? Hepsi de hapı yutmuş zavallıların. Otuz yaşına varmadan yaşlanmışlar. Nedenmiş? Hep kuru yiyeceklerin gazından... Ucuz diye ye lodos baygını balığı, ye bayat palamudu, ye kuruyu... Dur durak bilmeden çalış, didin. Sevgiliden dayak ye, anababadan dayak ye, kocadan dayak ye... Güzellik mi kalırmış!
Düğün gerçekte, işadamlarının biraraya gelmeleri, toplanmaları için bir bahaneymiş.(...) : Şu köşkte yetmişikibuçuk milletten insan varmış, düğün bahanesiyle burada iş kombinezonları kuruyor, dalavere tuzakları hazırlıyorlarmış. (...), cenaze törenlerinde aileleri mezarlıkta biraraya gelip yeni yeni iş dümenleri çevirsinler.