"Polis bana seslendi:
"Eğil, uzun!"
Eğildim. Gözlerimi bağladı. Müdürün odasına götürüldüğüm günkü kadar tedirgin değildim. Göz bağı çok inceydi; tek kat bağladığını tahmin ettim. Cam kapının yanından geçerken insanların siluetlerini görebiliyordum; bir de ayaklarımı ve göbeğimi. Adam kolumu tuttu, dışarı çıktık. Merdivenlerden indik, merdivenlerden çıktık.
"Başını eğ!"
Başımı eğdim.
"Basamak, iki tane!"
Basamak çıktım. Yol uzadıkça uzadı. Sonunda durduk. Beni bir sandalyeye oturtup gitti. Tam karşımdan ışık geldiğini seçebiliyordum; pencere olduğunu düşündüm. Öylece bekliyordum. Giden gelen olmuyordu. Dakikalar uzadı. Zaman sündü. Sağdan soldan işkence sesleri geliyordu; patırtılar, kütürtüler, genç insanların bağırışları, küfür, kıyamet... Hücremden çıkarken üstümde taşıdığım kararlı ve dayanıklı halimden eser kalmamıştı. Bir karabasanın ortasında olduğumu düşünüyordum. Tarifsiz bir heyecana teslim olmuştum. Neden sonra karşıma üç adam oturdu. Onları karartı olarak görebiliyordum. Hiç konuşmuyorlardı. Polis mi, yoksa benim gibi sorgu için bekletilen tutuklular mı olduklarını anlayamamıştım. Biraz sonra fısıldaşmaya başladılar. Ne konuştuklarını anlamamıştım ama polis olduklarına karar verdim. Uzun bir zaman sonra karşımdakiler kalabalıklaştı. Bir hareket vardı. Sağ yanımda birisinin nefes alıp verişini duyuyordum