insanın yegâne ilacı, "kabullenmek." kendisini, yaşam şartlarını, ana-babasını, sevdiceğini, dostlarını, hayatında olan biten ne varsa cemi cümlesini olduğu hâliyle kabul edince, ancak o zaman ferahlık denen eşikten adımını atabiliyor. kimse kolay kolay değişmiyor. sen onların değişeceği günü bekleyene kadar saçlarına aklar, kalbine keder düşecek, dizlerinde derman kalmayacak. "o da öyle bir insan" de geç. sonra sana sırtını emniyetle yaslamak kalsın bir tek.
Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hattâ dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vâkıa bunlar bir günde olmadı. Hattâ çok güçlükle ve adım adım oldu. Hattâ çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.
Ekseriyetle, ilk gördüğümüz bir adamın veya bir şehrin, ilk duyduğumuz bir sözün veya bir sesin hayatımızda sonradan alacağı mevkiyi takdirle bunlara layık oldukları ehemmiyeti veremeyiz.
Aynı gün içinde saatten saate değişiriz. Kaygısız bir çocuk, hisli bir genç ve biçare bunayan bir ihtiyar olabiliriz. Aynı yirmi dört saat içinde yalnız kalmaya susar, başkalarıyla görüşmeye acıkırız. Mevsimlere göre değişen tabiat kadar hislerimize göre de yüzümüz değişir, biz değişiriz.
Yaralanmak birdenbire, iyileşmekse merhale merhaledir. bir günde açılan yara, bin günde kapanmaz. bazen bir söz, bazen de bir bakış saplanır kalır kalbe. acısı, sızısı, kabuğu, izi, hatırası derken bir ömür, bir yarayı sarmak uğruna geçip gidebilir.