“yarının daha sıcak olmayacağını” bile bile elinde kibrit, yakacak odun yokken yangın çıkartmaya kalkan karakterlerin kitabı. bitmek bilmeyen savaşlar, sanayi devrimi, bunun yanı sıra gelişmekte olan bilimle tanrı’nın öldürülmesi gibi konular insanları dibi görünmeyen bir kuyuya itmiştir: öze ulaşmak. tohumdan ne çıkacağı bellidir; fakat insan böyle değildir. o, istediği olabilir, kendi kendini seçebilir. insandır o, ama asıl soru hangi insan olduğudur. bütün hayatı arayışla geçmiş bir adamın, samuel beckett’in bu kitabında, 20. yüzyılda, özüne ulaşmaya çalışan, bu bireyselleşme sürecinde eylemsizliğini koruyan, sorgulayan ve şüphe eden insanlardan çıkar karşımıza. “bekleme”nin anlamı vardır onlar için. sadece beklerler; serim, düğüm, çözüm bölümlerinden yoksun, olay(cık) bile olamayan, kendini yineleyen zamanın içinde kaybolup giderler.
absürd tiyatro: “gerçek bakanın gözündedir.” artık. nitekim herkese ulaşan tek bir mesaj içermez bu kitap. düşünüp sorgularız. tıpkı zıtlıklarıyla birbirlerini vurgulayan, bir yandan da sorgulayan estragon’la vladimir’in yaptığı gibi. ikisi farklı kutupları temsil etmektedir. saf, zayıf, hayalperest ve unutkan estragon’a karşın; gerçekçi, güçlü ve akıllı vladimir. bekliyorlar… bunun farkındadır vladimir, bilinçlidir. hatta bekledikleri süre boyunca da neler olabileceğini bilmektedir:
“vladimir: bekliyoruz. sıkılıyoruz. (elini kaldırır.) hayır itiraz etme, sıkıntıdan patlayacağız, inkâr edemeyiz bunu. güzel. peki. bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? fırsatı kaçırıyoruz. hadi işe koyulalım birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.”
hepimiz bir şeyleri umarak yaşarız, ilerde ne olacağımızı da az çok tahmin ederiz. beklerken bir sürü fırsatı kaçırabiliriz de, elde etmek istediğimiz şeylere