Halkımızın hayatta en az önem verdiği kayıplar dil kayıplarıdır. Bütün yaşamını en fazla iki yüz-üç yüz sözcükle idare ettiği için, dil zaten insan ilişkilerinde baştan kayıp bir kıta sahanlığıdır; dolayısıyla ülke insanı var olan sınırlı dil malzemesinin eksilmesinden, bozulmasından, kaybından da ciddi bir rahatsızlık duymaz. Basmakalıp sözler, sığ klişeler, günün moda deyişleri, hikmetli olduğunu vehmettiği özlü ve cakalı sözlerle günü kurtarır, ömrü idare eder. "Lafın gelişi," diye başladığı sözlerin çoğu zaten laf olsun diye söylenmiş sözlerdir. Bu lafların gelişleri olmadığı gibi gidişleri de yoktur. Gündelik iletişimin büyük bölümü yanlış anlamalarla, "aramızda yanlış anlaşma oldu" gibi tutarsız mazeret cümleleriyle geçer. Üstelik lafı yanlış anlayan da her zaman karşı taraftır. O her seferinde doğru anlattığından emindir. Kendinden yana kuşkusu yoktur. Dilini bilmez, ama sayısız küfür ve hakaret çeşidine sahiptir. Bir de yaralama, cinayet davalarında hep cezai indirim almasına yarayan "tahrik indirimli" sözler dağarcığı vardır. Hakkıyla bilmediği bir dilden bu kadar tahrik olan başka bir millet var mıdır, onu da bilmiyorum.